Kuran - İyilik su gibidir, içmeyen ölür..... - Blogcu



İyilik su gibidir, içmeyen ölür.....

15/9/2009 - HZ. PEYGAMBER’İN ÜMMETİNE BIRAKTIĞI REHBER NE İDİ?

Kategori: Kuran

HZ. PEYGAMBER’İN ÜMMETİNE BIRAKTIĞI REHBER NE İDİ?

1.  GİRİŞ

Hz. Peygamber, vefatından sonra ümmetine rehberlik edici nitelikte hangi kaynak veya kaynakları vasiyet etmişti?

Bu konuda sünnî hadis kitaplarına dayanılarak üç ayrı görüş ileri sürülmüştür.

1. Resûlullah (s), Kur’ân’a ve kendi “sünneti”ne uyulmasını vasiyet etmiştir;

2.Resûlullah (s), Kur’ân’a ve “ehli beyti”ne uyulmasını vasiyet etmiştir;

3.Resûlullah (s), sadece Kur’ân’a uyulmasını vasiyet etmiştir.

Bunlardan birincisi, geçmişte ve günümüzde “hadis”e ağırlık veren sünnî müslümanların yaygın görüşüdür. İkincisi, Şii (Ca’ferî) müslümanların görüşüdür.  Üçüncüsü; Ömer ve Aişe’nin –radiyallahu anhum- öncülüğünü yaptıkları ve daha çok kelamcı ekol tarafından benimsenen bir görüştür.

2.  GÖRÜŞLERİN DAYANAKLARI

Birinci Görüş:

Resûlullah (s) Kur’ân’a ve kendi “sünneti”ne uyulmasını vasiyet etmiştir.

Bu görüşü benimseyenler; İmam Mâlik’in (ö.179) Muvattâ’ındaki (Kitab:46,H:3):

“Size iki iş bıraktım ki, onlara (o ikisine) sarıldığınız sürece hiçbir zaman sapıtmazsınız: Allahın Kitabı ve Nebi’sinin sünneti...”

meâlindeki rivayet ile İbn İshâk’ın (ö.151) es-Sire’sindeki (c.4.s 604):

“Size bir şey bıraktım ki ona sarıldığınız sürece hiçbir zaman sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve Nebi’sinin sünneti...”

şeklindeki rivayeti esas almışlardır. (İslam Tarihi, M.Asım Köksal, İstanbul, 180, c.11 s.185 v.d; es-Sünne ve Mekanetuha fi Teşri’i’l-İslami, Mustafa es-Sıbai, 1.B, Kahire, 1961, s.67-69)

Muvattâ’ın rivayetinde bu sözün nerede söylendiği belirtilmemişken, İbn İshâk  rivayetinde bu ifade, Veda Haccı’da, Hz. Peygamber’in irad etmiş olduğu hutbesinden bir parça olarak verilmektedir.

Her ik kaynaktaki rivayet de sened’den mahrumdur. Yani son râvîlerle Hz. Peygamber arasında herhangi bir râvî zinciri yoktur. Muvattâ’ın rivayeti: “Mâlik’e ulaştığına göre Resûlullah (s) şöyle demiştir: Size iki iş (emr) bıraktım ki...” şeklindedir.

Es-Sîre’nin rivayeti ise “İbn İshâk dedi ki...”  diye başlayarak Veda Haccı’nı doğrudan anlatmakta ve hutbeyi de hiçbir râvî zikretmeden vermektedir. Ancak dikkat edilirse, her ne kadar cümlenin sonunda iki şey (Kitap ve Sünnet) zikrediliyorsa da cümlenin başı; “size bir şey bıraktım”, “ona sarıldığınız sürece” ibarelerinden, bırakılan şeyin tekliği anlaşılıyor. Dolayısıyla cümlenin sonundaki “ve Nebi’sini sünneti” sonradan ilave edilmişe benziyor.

Bu şekliyle yukarıda verilen rivayetler, hadisçilerin terimi ile ‘muallâk hadis’ kategorisine girmektedir. (Hadis Istılahları, Talat Koçyiğit, Ankara, 1980, s.236) Gene hadisçilerce muallâk rivayetler ‘zayıf hadis’ten sayılmış (Aynı eser, s.238), ‘zayıf hadis’in ise dinde delil olarak kullanılamayacağı savunulmuştur. (Aynı eser, s.469).

İkinci Görüş:

Resûlullah (s), Kur’ân’a ve “ehl-i beyti”ne uyulmasını vasiyet etmiştir.

Bu görüşü savunan Şii (Ca’feri) müslümanlar, sünnî hadis kitaplarında da rivayet edilen ve ‘saqaleyn hadisi’ diye andıkları bir hadisten faydalanmışlardır. (es-Sünnet fi’ş-Şeriati’l-İslamiyye, Muhammed Taqiyyu’l-Hakim, 1B.,1402 H, Tahran, s.31-75)

Şimdi ‘saqaleyn’ hadisinin sünnî hadis kitaplarındaki (Şi’î hadis kitaplarına başvurma imkânı bulunamamıştır.) en sahih şeklini görelim.

Hadisin en sıhhatli şeklini, meşhur sahabi Zeyd b. Erqam (r) rivayetiyle aşağıdaki kaynaklardan çıkarmış bulunuyoruz:

Ahmed b. Hanbel (..241) – Musned, c.4, s.366-367;

Dârimi (ö. 255) – es-Sunen Kitab:23, Bab:1, Hadis:3319;

Muslim (ö. 261) – es Sahih, Kitab:44, Bab:4, Hadis:2408)

Her üç hadis kitabındaki hadislerin senedleri, hadis otoritelerince, kusursuz ve eksiksizdir (İbn Hacer ‘Asqalani’nin Taqrib’inde, hadisin her râvîsi için ‘siqa’ (güvenilir) ifadesi yer alır.) Hadislerin müşterek metni ise şöyledir:

Resûlullah (s), birgün (Humm denilen Mekke ile Medine arasındaki bir su göleti başında) (parantez içindeki ibare Darimi’nin Sünen’inde yoktur.) bir hutbe irad etmek için kalktı, Allah’a hamd ve senadan sonra şöyle dedi: “Ey insanlar! Ben bir beşerim. Allah’ın elçisi (ölüm meleği) bana da gelebilir ve ben de onun çağrısına uyabilirim (ölebilirim). Size iki ağırlık (saqaleyn) bırakıyorum: Birinci, Allah’ın kitabıdır: onda hidayet ve aydınlık vardır. Onu alınız, ona sarılınız.” “Resûlullah (s) Kitab’a uymayı bir hayli teşvik ettikten sonra devam etti: “Ve bir de ev halkımı (elh-i beytimi) bırakıyorum. Ev halkım hakkında size Allah’ı hatırlatıyorum.” Bu son cümleyi üç defa tekrarladı.

Bu hadis metni üzerinde düşünülürse, kolaylıkla şu sonuçlara varılacaktır sanıyoruz:

a)    Resûlullah (s), her fani gibi bir gün öleceğini bildiğinden, ümmetine bırakacağı iki emaneti hatırlatma ihtiyacını duymuştur.

b)   Bu emanetlerden birincisi, tebliği ettiği ve hükümleriyle amel olunan Kur’ân idi. Kendinden sonra ümmeti Kur’ân’a sarılmalıydı. Çünkü O, yegane hidayet rehberiydi; insanları aydınlığa götürmekteydi.

c)    Resûlullah’ın (s) ümmetine bırakacağı ikinci emanet ise ‘ev halkı’ idi. Hadis metinlerinde Humm’dan bahsedildiğine göre bu hutbenin Veda Haccı dönüşü söylendiği ihtimali kuvvet kazanmaktadır. O tarihte Resûlullah’ın dokuz hanımı bulunuyordu. Ev halkı tabirinden özellikle bunlar kastedilmekteydi. Çünkü Resûlullah’ın (s) hanımları, Kur’ân’ın bildirdiği üzere müminlerin anneleri idiler. (Kur’ân, 33/6) ve O’nun ölümünden sonra, yine Kur’ân’ın emri gereği evlenemeyeceklerdi. (Kur’ân, 33/53) Bu durumda Resûlullah’ın (s), onlar hakkında ümmetini uyarması çok makuldü ve gerekliydi. Ümmeti, öncelikle hanımları hakkında Allah’ın koymuş olduğu ölçülerden ayrılmamalıydı.  Maddi ihtiyaçları da gene aynı ölçüler içerisinde karşılanmalıydı.

d)   Hadiste, Kur’ân ve ehl-i beyt’in farklı özellikte oldukları; birincisinin hidayetine uyulması, ikincisinin beşeri haklarının gözetilmesi gereği açıktır. Ehl-i beytin de Kur’ân gibi hidayet gücüne ve rehberlik özelliğine sahip oldukları iddiasına mesned olacak hiçbir ipucu bulunmamaktadır.

Rivayetin bu açıklığına rağmen Şii (Ca’ferî) müslümanların, burada verdiğimiz rivayetten ve diğer bazı zayıf ve mantıksız rivayetlerden aşağıdaki sonuçları çıkardıklarını ve bunları ısrarla savunduklarını görüyoruz:

a)    Ehl-i Beyt, Hz. Peygamber’in (s) hanımları değildir. Ali (r), Fatıma (r) ve onların soyundan kıyamete kadar gelenler ve bir de Selman’dır (r). Oniki İmam bunların en seçkinleridir.

b)   Ehl-i Beyt masumdur (günah ve hatadan korunmuştur.)

c)    Kur’ân ve Ehl-i Beyt’in her ikisine birden uyulmadıkça delaletten kurtulmak mümkün değildir.

d)   Kıyamete kadar Ehl-i Beyt Kur’ândan ayrılmayacaktır. (es-Sünnetu Fi’ş-Şeriati’l-İslamiyye, Muhammed Taqiyyu’l-Hakim, 1B., 1402, Tahran, s.38-42)

Şii (Ca’ferî) müslümanların, Kur’ân ayetlerindeki ‘ehlu’l-beyt’ kelimesini de, asli ve makul manasından nasıl ısrarla saptırdıklarını görmek isteyenlerin Şii tefsirlerine, özellikle ‘tathir ayeti’ diye andıkları 33/33’ün yorumlarına bakmalarını tavsiye ederiz.

Üçüncü Görüş:

Resûlullah (s), sadece Kur’ân’a uyulmasını vasiyet etmiştir.

Bu görüşe mesned olan hadis, sahabeden Cabir b. Abdillah (r) yoluyla ve Veda Haccı’da irad edilen meşhur hutbenin bir parçası olarak rivayet edilmiştir. Otoritelere göre senedi eksiksiz ve kusursuzdur. Şii (Ca’ferî) müslümanların beşinci imamı Muhammed el-Bakır (r) ile mezheplerinin dayanağı ve altıncı imamları Cafer es-Sadık (r) da bu hadisin râvîleri arasında yer almaktadır.

Hadisin sünnî kaynakları:

Muslim (ö. 261) – es Sahih, Kitab:15, Bab:19, Hadis:1218;

İbn Mace (ö. 273) – es-Sunen, Kitab:25, Bab:84, Hadis:3074;

Hadisin müşterek metni ise şöyledir.

“...Size, sarıldığınız sürece asla sapıtmayacağınız bir şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı”..

Görüldüğü üzere hadisin metni, farklı yorumlara meydan vermeyecek kadar net ve açıktır.

3.  SONUÇ

Yukarıda verilen üç görüşten birincisinin rivayet noktasından za’fını gösterdik. Rivayet yönünden sağlam olan ikincisinin ise, Şii (Ca’ferî) müslümanların  yanlış yorumlarından kurtarılması halinde, yine rivayet yönü sağlam olan üçüncü görüşle birleştiğini görüyoruz. Dolayısıyla “Resûlullah’ın (s), ümmetine, sadece Kur’ân’a uymalarını vasiyet etmiş olduğu” en tutarlı görüş olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ömer ve Aişe’nin de –radiyallahu anhum- her ihtilaflı konuda “Hasbunâ kitâbullâh: Bize Allah’ın Kitabı yeter! (Buhari, 3:39, 64:83, 75:17, 93:51, 96:26; Müslim, 25:5) ya da “Hasbukumu’l-Qur’ânu: Size Kur’ân yeter! (Buhari, 23:32; Müslim, 11:9) şeklindeki uyaraları bu görüşü destekler mahiyettedir.

Ancak böyle bir görüşün daha sağlam olduğuna inanmamız; Resûlullah’ın (s), Kur’ânla hatırlatıla ‘güzel örnek’liğinden, O’nun sîretinden ve sünnetinden müstağni kalabileceğimiz anlamına getirilmemelidir.

 Kur'ân ve Sünnet Üzerine Makaleler - Hikmet Zeyveli

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

11/7/2008 - BAKANLAR VE GÖRENLER

Kategori: Kuran

GÖRMÜYOR MUSUN(UZ) gökleri ve yeri belli bir [içsel] gerçekliğe göre yaratan Allah'tır? Dilerse sizi ortadan kaldırır ve [yerinize] yeni bir yaratılmışlar topluluğu getirir: ve bu Allah için zor da değildir.
İbrahim Suresi 19-20

 

ALLAH'IN göklerdeki ve yerdeki her şeyi emrinize verdiğini nimetlerini açıkça veya gizlice önünüze alabildiğine serdiğini görmez misiniz? Yine de insanlar arasında öylesi var ki [Allah hakkında] hiçbir bilgisi bir rehberi ve aydınlatıcı bir vahiy olmadan O'nunla ilgili tartışmalara girer;
Lokman Suresi 20

 

YERYÜZÜNDE içlerinde hiçbir şüphe duymadan inananlar[ın görebileceği, Allah'ın varlığının] işaretleri vardır, tıpkı kendi kişiliğiniz üzerinde de [O'nun işaretleri bulunduğu] gibi: [bunları] görmüyor musunuz?
Zariyat Suresi 20-21

 

Görmüyor musunuz Allah yedi göğü nasıl birbiriyle uyumlu yaratmıştır

ve onların içine ay'ı [yansıyan] bir ışık olarak yerleştirmiş ve güneşi [ışık saçan] bir lamba yapmıştır?

Ve Allah sizi yerden [tedricî bir şekilde] yeşertip büyütmüştür; ve sonra sizi [öldükten sonra] ona geri döndürecektir:

[daha sonra] sizi yeniden dirilterek tekrar ortaya çıkaracaktır.

Ve Allah yeri sizin için genişçe yaymıştır

ki üzerinde geniş yollardan yürüyüp geçebilesiniz!"
Nuh Suresi 15-20

 

[EY İNSANOĞLU] göklerde ve yerde var olan her şeyin -güneşin ayın yıldızların dağların ağaçların ve hayvanların- Allah'ın (kudret ve yüceliği) önünde yere kapandığını görmüyor musun? Ve insanlardan bir nicesi [Allah'a bilinçli olarak baş eğmektedir]; ama niceleri de [O'na karşı geldikleri için öte dünyada] kaçınılmaz biçimde azabı hak edecekler; ve Allah'ın [Kıyamet Günü'nde] alçalttığı kimseyi de onurlandırabilecek kimse yoktur; çünkü Allah dilediği her şeyi mutlaka yapar.
Hacc Suresi 18

 

Görmüyor musun gökten su indiren Allah'tır; ki onunla yeryüzü yeşeriyor? Doğrusu Allah her şeyden haberdar olan [bilgi ve gözetimiyle] her şeye nüfûz eden ama kendisine asla nüfûz edilemeyen aşkın Varlık'tır.

Göklerde ve yerde var olan her şey O'na aittir; ve Allah'tır, Yalnız O'dur, bütün övgülere layık ve kendine yeterli olan.

Yeryüzünde var olan her şeyi ve koyduğu (fizikî) yasalara uyarak denizde seyreden gemileri size boyun eğdirenin Allah olduğunu görmüyor musun? Ve gök cisimlerini kendi izni olmadıkça yeryüzüne düşmemeleri için yerlerinde yörüngelerinde tutan[ın O olduğunu görmüyor musun?] Gerçekten de Allah insanlara karşı çok acıyıp esirgeyen çok şefkat gösterendir.

Nitekim, size hayat veren, sonra sizi öldüren ve en sonunda sizi yeniden hayata döndürecek olan O'dur; [bütün bu gerçeklere rağmen, yine de] insan, gerçekten, çok nankördür.
Hacc Suresi 63-66

 

GÖKLERDE ve yerde var olan bütün yaratıkların kanatlarını yayarak uçan kuşların [hepsinin] Allah'ın sınırsız kudret ve yüceliğini dile getirdiklerini görmüyor musun? Gerçek şu ki Allah'a nasıl yönelip niyaz edeceklerini O'nun yüceliğini nasıl dile getireceklerini [bunların] hepsi bilmektedirler; ve Allah da onların edip-eylediği her şeyi tam olarak bilmektedir;

Çünkü, göklerin ve yerin egemenliği Allah'a aittir ve bütün yollar Allah'a varmaktadır.

Görmüyor musun bulutları sürükleyen sonra onları birbiri üzerine yığan ve derken senin onların bağrından boşaldığını gördüğün yağmuru yağdıran Allah'tır. Ve gökten doluyla yüklü [bulut] dağları indiriveren ve onların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırır[ken] dilediği kimseyi doluya uğratan dilediği kimseden de onu uzak tutan Allah'tır!

Geceyle gündüze yer değiştiren Allah'tır; ve bunda da görmesini bilenler için, şüphesiz, (çıkarılacak) bir ders vardır!

Ve bütün canlıları sudan yaratan Allah'tır; öyle ki, kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayağı, kimi de dört ayağı üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır; çünkü O, gerçekten de her şeye kâdirdir.
Nur Suresi 41-45

 

ALLAH'IN göklerdeki ve yerdeki her şeyi emrinize verdiğini nimetlerini açıkça veya gizlice önünüze alabildiğine serdiğini görmez misiniz? Yine de insanlar arasında öylesi var ki [Allah hakkında] hiçbir bilgisi bir rehberi ve aydınlatıcı bir vahiy olmadan O'nunla ilgili tartışmalara girer;

ve böyle [insanlara] Allah'ın bahşettiğine tâbi olmaları söylendiğinde, "Hayır, biz, atalarımızdan gördüğümüz [inanç ve eylem biçimlerin]e uyarız!" derler. Öyle mi, ya Şeytan onları yakıcı ateşin azabına çağırmışsa?

Kim bütün benliğiyle Allah'a teslim olursa ve aynı zamanda doğru ve yararlı işlerde bulunursa, hiç sarsılmayan [sağlam] bir dayanak elde etmiş olur: çünkü her şeyin akibeti Allah'ın elindedir.

Hakikati inkara şartlanmış olana gelince, onun inkarı seni üzmesin: onlar sonunda Bize dönecekler ve o zaman, [hayatta iken] yaptıklarının [gerçekte] ne olduğunu onlara göstereceğiz: çünkü Allah, [insanların] kalplerindekini en iyi bilendir.

Onlara kısa bir süre hayatın zevkini yaşatır, ama sonunda şiddetli bir azaba sürükleriz.
Lokman Suresi 20-24

 

Bilmez misin gündüzü kısaltarak geceyi uzatan ve geceyi kısaltarak gündüzü uzatan Allah'tır; O her biri belirlenmiş bir vade içinde hareketini sürdüren güneşi ve ayı [kendi yasalarına] tâbi kılmıştır; ve bütün yaptıklarınızdan haberdardır?

Gerçek budur: yalnızca Allah, Mutlak Hakikattir, ve insanların O'ndan başka çağırdıkları her şey tamamiyle değersiz ve geçersizdir; çünkü yalnız Allah yüce ve gerçekten uludur!

Görmez misin gemiler Allah'ın lütfu ile denizlerde nasıl yol alıyorlar ve böylece Allah kendi varlığının bazı işaretlerini önünüze nasıl koyuyor? Kuşkusuz bunda sıkıntılara sonuna kadar göğüs geren ve [Allah'a karşı] derin bir şükran duygusu taşıyanlar için mesajlar vardır.”

Nitekim, dalgalar onları [ölümün] gölgeleri gibi kuşattığında, [o anda] bütün içtenlikleriyle yalnız ve sadece Allah'a bağlanarak O'na sığınırlar: fakat Allah onları sağ salim kıyıya ulaştırdığında da bir kısmı yolun ortasında [inanmak ile inkar etmek arasında] kalıverirler. Ama hiç kimse, haince bir nankörlüğe kapılmadıkça mesajlarımızı bile bile reddetmez.
Lokman 29-32

 

GÖRMÜYOR MUSUN Allah göklerden su indirmekte ve onunla türlü renklere (ve tadlara) sahip meyveler yetiştirmekteyiz; nasıl ki dağlarda kırmızı ve beyaz renkte ve simsiyah çizgiler var

ve [nasıl ki] insanlar, sürüngenler ve hayvanlar türlü türlü renkler taşıyor! Kulları arasından yalnız anlama ve kavrama yeteneğine sahip olanlar Allah'tan [hakkıyla] korkarlar: [çünkü yalnız onlar bilir ki] Allah kudret Sahibidir, çok bağışlayıcıdır.
Fatır Suresi 27-28

 

GÖRMEZLER Mİ göklerden yağmur indiren ve onu su kaynakları şeklinde yeryüzünde akıtıp duran Allah'tır. Ve sonra onunla çeşitli renklerde ekinler yetiştiren sonra da onları kurutan O'dur. O zaman sen ekinlerin sarardığını görürsün; ve sonunda Allah onları toz haline getirir. Şüphesiz bunlarda akıl-iz'ân sahipleri için gerçek bir ders vardır!

Öyleyse Rabbinden [gelen] bir ışıkla aydınlansın diye, Allah'ın, kalbini kendisine tam teslimiyet arzusuyla genişlettiği kimse [kalbi kör ve sağır olanla bir] olur mu? Kalpleri Allah'ı anmaya karşı katılaşmış olanların vay haline! Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler!

Allah, bütün öğretilerin en güzelini, kendi içinde tutarlı, [gerçeğin] her türlü ifadesini çeşitli biçimlerde tekrarlayan bir ilahî kelâm şeklinde indirir; [bir ilahî kelâm ki] Rablerinden korkanların ondan tüyleri ürperir: [fakat] sonunda Allahı[n rahmetini] hatırlayınca kalpleri ve tenleri yumuşar, sakinleşir. İşte Allah'ın rehberliği böyledir: [Doğruya yönelmek] isteyeni bu şekilde doğru yola eriştirir; Allah'ın saptırdığı [kişi] ise, hiçbir yol gösterici bulamaz.
Zümer 21-23

 

[EY İNSANOĞLU] göklerde ve yerde olan her şeyi Allah'ın bildiğinden haberin yok mu? Aralarında gizli gizli konuşan her üç kişinin dördüncüsü mutlaka O'dur ve her beş kişinin altıncısı; ister daha az isterse çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar O'nsuz olamazlar. Ama sonunda Kıyamet Günü Allah yaptıklarını onlara gösterecektir: çünkü Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Mücadele 7

 

ALLAH'IN güzel-doğru bir söz için nasıl bir misal verdiğini görmüyor musun(uz)? Kökü sapasağlam dalları göğe doğru uzanan güzel-diri bir ağaç gibi[dir o];

ki, Rabbinin izniyle her mevsim meyvesini verip durur. Allah insanlara [işte böyle] misaller veriyor ki, [değişmeyen gerçeği] düşünüp kendilerine ders çıkarsınlar.

Ve çirkin bir sözün durumu ise, kökü toprağın üstüne çıkarılmış, bütünüyle kararsız, dayanıksız çürük bir ağacın durumuna benzer.
İbrahim 24-26

 

 

BİLMEZ MİSİN Rabbin neler yaptı 'Âd [halkın]a

çok sütunlu İrem [halkına],

ki bütün o topraklarda bir benzeri inşa edilmemişti?

Ve vadide kayaları oymuş olan Semûd [halkın]a?

Ve [pekçok] çadır direğine sahip Firavun'a?

[Onlar] toprakları üzerinde hak ve adalet sınırlarını aştılar;

ve orada büyük bir yozlaşma ve çürümeye sebep oldular;

işte bu yüzden Rabbin onları azap kırbacından geçirdi;

çünkü Rabbin, şüphesiz, her zaman gözetleyip durmaktadır! 
Fecr Suresi 6-14
 

HABERİN yok mu Rabbin Fil Ordusu'na ne yaptı?

Onların kurnazca planlarını tamamen bozmadı mı?

Üzerlerine kalabalık sürüler halinde uçan varlıklar saldı,

onlara önceden tesbit edilmiş taş gibi sert azap darbeleri vurdular,

ve onları yalnız sap dipleri kalasıya yenmiş bir ekin tarlasına benzettiler.
Fil Suresi 1-5

 

ÖYLEYSE [hakkı inkar edenler] Allah'ın yarattığı nesneleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri [Allah'ın iradesine] bütünüyle boyun eğerek bir sağa bir sola dönüp Allah için saygı ve tazimle [nasıl] yere kapanmaktadırlar.

Ayrıca göklerde ve yerde olan her şey-bütün canlılar/hayvanlar ve melekler- kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmadan Allah için saygı ve tazimle yere kapanmaktadırlar:

Üstlerinde (egemen) bulunan Rablerinden korkuyor ve kendilerine ne buyurmuşsa onu yapıyorlar.
Nahl Suresi 48-50

 

Peki [hakkı inkar edenler] göğün ortasında boşlukta [Allah'ın yarattığı yasalara uyarak] uçup duran kuşlara bakıp düşünmüyorlar mı hiç? Elbette Allah'tan başka kimse yok onları yukarıda tutan. Şüphesiz bunda inanmaya eğilim duyanlar için çıkarılacak dersler var!

Ve size, dinlenme yeri olarak kendinize ev [yapma imkan ve yeteneğini] veren; size, hayvanların derilerinden, konup göçerken kolayca taşıyabileceğiniz barınaklar; [kaba] yünlerinden, ince-yumuşak yünlerinden ve kıllarından dayanıklı ev eşyası ve daha kısa süreli kullanımlar için başka eşyalar [yapma imkan ve becerisini] bahşeden de Allah'tır.

Ve yarattığı bütün öteki şeyler arasında, size [çeşit çeşit] gölgelikler-sığınaklar ayıran; dağlarda gizlenme-saklanma yerleri bahşeden, ve sizi sıcağa [ve soğuğa] karşı koruyacak elbiseler; [karşılıklı] saldırılarınıza karşı koruyacak (savaş) giysileri [yapma imkan ve becerisini] veren (de) Allah'tır. O size bahşettiği nimeti işte böyle her yönden tam tutmaktadır ki belki O'na boyun eğer de kurtulursunuz.
Nahl Suresi 79-81

 

Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın onları kendi eşkalleri üzere yeniden yaratacak güce sahip olduğunu ve onları yeniden diriltmek için sonu geleceğinden şüphe olmayan bir süre belirlemiş bulunduğunu kavrayamıyorlar mı? Ama şu var ki zalimler küfürden başka her şeye karşı çekimser davranırlar!
İsra Suresi 99

 

Peki bunlar yeryüzüne hiç bakıp da düşünmediler mi: orada her çeşitten nice güzel [hayat] türleri çıkarmışız?

Şüphesiz, bunda [insanlar için çıkarılacak] bir ders vardır; ama onlardan çoğu [buna] inanmazlar.

Oysa, senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Şuara Suresi 7-9

 

öyle ya: geceyi içinde sükûn bulsunlar diye (derin ve kuşatıcı); gündüzü de (olup biteni) görsünler diye (aydınlık) yaptığımızın farkında değiller miydi? Şüphesiz bunda inanmak isteyen insanlar için çıkarılacak dersler vardır!
Neml Suresi 86

 

PEKİ, o [hakkı inkar edenler,] Allah'ın [hayatı] ilkin nasıl yoktan var ettiğini, sonra onu nasıl tekrar yenilediğini anlamazlar mı? Kuşkusuz bu, Allah için kolay bir iştir!

De ki: "Yeryüzünü dolaşın ve Allah'ın [insanı] nasıl [harikulade bir şekilde] yoktan var ettiğini görün! Allah işte bu şekilde ikinci hayatınızı da var edecektir; çünkü Allah her şeye kâdirdir!"

"Dilediğine azap verir, dilediğine merhamet eder; hepiniz O'na döndürüleceksiniz:
Ankebut Suresi 19-21

 

Görmezler mi ki çevrelerindeki insanlar [korku ve ümitsizlik içinde] paniğe kapılmışken [Bize inananlar için] güvenli bir sığınak oluşturmuşuz? Yoksa hâlâ geçersiz ve anlamsız şeylere inan[maya devam ed]ip Allah'ın nimetini inkar mı edecekler?
Ankebut Suresi 67

 

Onlar Allah'ın rızkı dilediğine bol ihsan ettiğini dilediğine ölçülü ve idareli verdiğini görmezler mi? Bunda kuşkusuz inanan insanlar için dersler vardır!

Öyleyse yakınlarınıza, muhtaçlara ve yolculara haklarını verin; bu, Allah'ın rızasını kazanmak isteyenler için en doğrusudur: çünkü, mutluluğa erecekler onlardır!
Rum Suresi 37-38

 

Üzerinde ot bitmeyen kuru topraklara yağmur indirip kendilerinin ve hayvanlarının yiyeceği bitkileri Bizim yeşerttiğimizi görmezler mi?
Secde Suresi 27

 

Göğün ve yerin ne kadar az kısmının önlerine serildiğini ne kadarının da gizlendiğini anlamazlar mı? [Yine anlamazlar mı ki] Biz dileseydik onları yerin dibine batırır yahut göğü başlarına geçirirdik? Bütün bunlarda [pişmanlık duyarak] O'na yönelen her [Allah'ın] kul[u] için bir ders vardır.
Seb'e Suresi 9

 

Kendilerinden önce kaç nesli yok ettiğimizi; [ve] bu [yok olup gide]nlerin bir daha onlara dönüp gelemeyeceklerini görmüyorlar mı?
Ve [sonunda] hep birlikte huzurumuzda toplanacaklarını?
Onlar, ölü toprağa can vermemizde ve beslenmeleri için topraktan ürünler çıkarmamızda [yaratma ve diriltme gücümüzün] işaretini görürler;
orada [nasıl] hurmalıklar ve üzüm bağları [yetiştirmiş] ve içlerinden (nasıl) pınarlar fışkırtmıştık,
ki onları meydana getiren kendileri olmadığı halde meyvelerini yiyebilsinler.  Buna rağmen hâlâ şükretmeyecekler mi?
Toprağın verdiği her türlü ürünü, insanların bizzat kendilerini ve hakkında [henüz] bilgi sahibi olmadıkları şeyleri çift çift yaratan Allah ne yücedir!
Ve [bütün evren üzerindeki hakimiyetimizin bir parçası olan] gecede de onlar için bir işaret vardır: Biz ondan gün [ışığı]nı çekip alırız; ve birden karanlıkta kalıverirler.
Ve güneş[te de onlar için bir işaret vardır]: o, kendine ait bir yörüngede akıp gider; bu, kudret sahibi ve her şeyi bilen [Allah]ın iradesinin bir sonucudur;
ve ay[da da bir işaret vardır ki] Biz onu, kuru ve eğik bir hurma dalını andırır hale gelinceye kadar çeşitli safhalardan geçirdik:
ne güneş aya erişebilir, ne de gece gündüzü yok edebilir, çünkü hepsi uzayda [yasalarımız doğrultusunda] hareket ederler.
Onlar için bir işaret de, soylarını/hemcinslerini dolu gemilerle [denizlerde] taşımamızda
ve [yolculuklarında] binek olarak kullanabilecekleri benzer araçlar yaratmamızda [bulunmakta]dır;
dilersek onları suda boğabiliriz, kimse de yardımlarına gelemez: işte [o zaman] onlar için bir kurtuluş yoktur,
meğer ki Biz onlara katımızdan bir rahmet ve [biraz daha fazla] hayat bağışlayalım.
Onlara: "Gözlerinizin önünde olan ve sizden gizli tutulan [her şeyin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğu gerçeğini unutmadan] dikkat edin ki Allah'ın rahmetine nail olabilesiniz!" denildiğinde [çoğu duymazlıktan gelir;]
ve onlara Rablerinden hiçbir mesaj ulaşmamıştır ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar.
Kendilerine, "Allah'ın size verdiği rızıktan başkaları için harcayın!" denildiğinde, hakikati inkara şartlanmış olanlar, inananlara, "Rabb[iniz] dileseydi [Kendisinin] besleyebileceği kimseleri biz mi besleyelim? Doğrusu siz açık bir yanılgı içindesiniz!" derler;
ve şöyle devam ederler: "Bu [yeniden dirilme] vaadi ne zaman gerçekleşecek? Eğer doğru söylüyorsanız [buna cevap verin!]"
[Ve bilmezler ki] [yeniden dirilmeye] itiraz edip dururlarken, [ceza olarak] kendilerini sarsıp yok edecek bir tek patlama sesi onlara yeter!
Ve [akibetleri öyle anî olacaktır ki] ne bir vasiyette bulunabilirler, ne de yakınlarına sığınabilirler.
Ve [sonra yeniden diriliş] sûru üflenecek; işte o zaman tümü kabirlerinden çıkarak Rablerine doğru koşacaklar!
"Eyvah!" diyecekler, "Kim bizi [ölüm] uykumuzdan uyandırdı?" [Bunun üzerine onlara şöyle denecek:] "İşte Rahmân'ın vaad ettiği budur! Demek ki O'nun elçileri doğru söylemişlerdi!"
Yalnızca bir tek patlama olur ve derken tümü önümüzde sıralanırlar [ve onlara şöyle denir:]
"Bugün hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacak ve [yeryüzünde] yaptıklarınız dışında hiçbir şeyden sorumlu tutulmayacaksınız!"
 "Kuşkusuz cenneti hak edenler bugün yaptıkları her şeyden hoşnut olacaklardır:
onlar ve eşleri sedirler üzerinde mutlu bir şekilde yatıp uzanacaklar;
orada [yalnızca] sevinç ve mutluluğu tadacaklar ve istedikleri her şey onların olacak:
rahmet saçıcı Rabbin sözüyle gelen katıksız bir huzur ve rahatlık içinde."
"Ey suçlular, siz bugün şöyle ayrılın!
Siz ey Âdemoğulları, size demedim mi: Şeytan'a tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır!
Ve [yalnız Bana ibadet edin!] Dosdoğru yol budur!
[Şeytana gelince,] o bir çoğunuzu saptırmıştır; neden aklınızı kullanmıyorsunuz?"
"İşte tekrar tekrar uyarıldığınız cehennem:
hakkı ısrarla inkar etmenizin sonucu olarak bugün oraya girin!"
O Gün ağızlarına mühür vuracağız, fakat elleri dile gelecek ve ayakları [hayatta iken] yapmış oldukları her şeye tanıklık edecektir.
EĞER [insanların doğru ile yanlışı ayırd edememelerini] dilemiş olsaydık, onları görüp anlama melekesinden yoksun bırakırdık da [doğru] yoldan hep şaşarlardı: ama [öyle olsaydı] onlar [doğruyu] nasıl görebilirlerdi?
Eğer [doğru ile yanlış arasında seçim yapma özgürlüğünden yoksun olmalarını] dilemiş olsaydık, onları kesinlikle farklı bir tabiatta yaratırdık ve bulundukları yerde [kökleştirirdik ki] ne ileri gidebilsinler, ne de geri dönebilsinler.
Ama [şunu daima hatırlasınlar ki] Biz bir insanın ömrünü uzatırsak, aynı zamanda onun güç ve yeteneklerinde [yaşlandıkça] bir azalma meydana getiririz; (buna rağmen) hâlâ akıllarını kullanmazlar mı?
VE [işte böyle:] Biz bu [Peygamber'e] şiir [yeteneği] bahşetmedik, zaten [şiir] bu [mesaj]a uygun düşmezdi: o yalnızca bir uyarı ve öğüttür; ve o özünde apaçık olan ve gerçeği dosdoğru gösteren bir [ilahî] hitabedir,
ki [kalben] diri olanları uyarabilsin ve [Allah'ın] sözü hakikati inkara şartlanmış olanlara karşı tanıklık yapabilsin diye.
Görmezler mi ki, eserlerimizden biri olarak kendileri için [bugün] kullanıp yararlandıkları evcil hayvanlar yarattık?
Ve onları insanların iradesine tâbi kıldık ki bir kısmını binek olarak kullanabilsinler, bir kısmını da yiyebilsinler;
ve onlardan [başka] faydalar sağlayabilsinler ve içecek [süt] alabilsinler!  Buna rağmen hâlâ şükretmeyecekler mi?
Ama [tam tersine,] onlar, kendilerine yardım edecekleri [ümidiyle] Allah'tan başka ilahlar edindiler, [oysa bilmezler ki]
bunlar bağlılarına yardım eli uzatamazlar, hatta onlara [yardım için] çağrılmış askerler ol[arak görün]seler bile.
Ama o [hakikati inkar eden]lerin sözlerinden üzüntüye kapılma: şüphe yok ki Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da biliriz.
İNSAN bilmez mi ki kendisini [tek] bir sperm damlasından yaratırız; ve o anda kendisini düşünme ve tartışma yeteneği ile donatılmış görür.
Ama o hem [Bizi tartışmakta ve] Bizim hakkımızda karşılaştırmalar yapmakta, hem de bizzat kendisinin nasıl yaratılmış olduğundan gafil bulunmaktadır! [Ve bunun şaşkınlığıyla da] "Kim, çürüyüp toz olmuş kemiklere hayat verebilir?" diye sormaktadır!
De ki: "Onları yoktan var eden, [yeniden] hayat (da) verir, çünkü O, her tür yaratma eyleminin bilgisine sahiptir;
O, yemyeşil ağaçtan sizin için bir ateş çıkarır ve onunla [kendi ateşinizi] yakarsınız".
Gökleri ve yeri yaratmış olan Allah, [yok olanların] yerine onlar gibi [yeni]lerini yaratmaya muktedir olamaz mı? Elbette olur! Zaten O her şeyin bilgisine sahip olan Yaratıcı'dır:
O, Tek'tir, Biricik'tir, öyle ki bir şeyin olmasını istediğinde ona sadece "Ol!" der -ve o (şey hemen) oluverir.
Her şeyin üstünde tasarruf sahibi olan Allah, ne yücedir; ve hepiniz O'na döndürüleceksiniz! Bütün otoriteler, bu surenin Mekke'de, büyük ihtimalle de Mekke döneminin ortalarında nazil olduğunda hemfikirdirler.
Yasin Suresi 31-83

 

Onlar üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara hiç bakmazlar mı? Onları havada tutan yalnızca Rahmân'dır: Gerçek şu ki O her şeyi gözetiminde bulundurur.
Mülk Suresi 19

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

10/6/2008 - Mülk (Egemenlik) Suresi 1-3

Kategori: Kuran

(Bütün bu sure boyunca işlenen temel fikir, insanın, dünyevî/fizikî şartlarla sınırlı olan bilgisi ile evrenin bilinmezliklerini kavrayamayacağı ve bu nedenle, ilahî vahyin rehberliğine zorunlu olarak muhtaç olduğudur. Birinci ayetinde geçen mülk ('hükümranlık/otorite') anahtar-kelimesiyle adlandırılan bu sure, bir kısım Sahâbe tarafından 'Koruyucu' (vâkiye) veya 'Kurtarıcı' (munciye) olarak da adlandırılmıştır, çünkü öteki dünyadaki azaptan ders alanların korunacağını ve kurtarılacağını anlatmaktadır (Zemahşerî).)

1. HÜKÜMRANLIĞIN sahibi olan Allah kutludur, yücedir; O her dilediğini yapmaya kâdirdir:

2. O, hem ölümü, hem de hayatı yaratmıştır (1) ki sizi sınamaya tâbi tutsun [ve böylece] davranış yönünden hanginiz daha iyidir [onu göstersin] ve yalnız O[nun] kudret sahibi ve çok bağışlayıcı [olduğuna sizi inandırsın].

1 - Burada "ölüm" olarak nitelenen şeyin Allah tarafından yaratılmış olduğu vurgulandığı için "ölüm"ü "var-olmama" ile aynı görmek yanlış olur. Aksine ölüm, açık bir şekilde kendine ait kesin/belli bir gerçekliği olan bir olgu olarak görülmelidir. Bana göre bu, önce, bitkilerde ve canlı varlıklarda hayatın belirmesinden önceki cansız varoluş durumunu; ikinci olarak da, bu dünyada bildiğimiz hayattan Kur'an'da "öte" yahut "öteki dünya" (âhiret) olarak zikredilen -bizim henüz tahayyül edemediğimiz- varoluş durumuna geçiş olgusunu kasdetmektedir.



3. Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan O, [ne yüce]dir: Rahmân'ın yaratışında hiçbir aksaklık göremezsin. Gözünü bir kez daha [ona] çevir: Hiç kusur görüyor musun?

Evet, gözünü tekrar tekrar [ona] çevir: [her seferinde] bakışın, şaşkın ve bezgin bir şekilde önüne geri dönecektir...

(- Zımnen, "evrenin sırlarını tam olarak kavrama çabasında şaşkınlığa ve bezginliğe düşerek")

 

Muhammed Esed

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

3/6/2008 - “Kullarıma, acıyan, esirgeyen gerçek bağışlayıcının Ben ol

Kategori: Kuran

“Kullarıma, acıyan, esirgeyen gerçek bağışlayıcının Ben olduğumu söyle;

en can yakıcı azabın da Benim azabım olduğunu!

VE ONLARA, [yine] İbrahim'in konuklarını anlat:

Hani, o'nun yanına geldiklerinde o'na:

"Sana selâm olsun!" demişler; o da onlara:

"Biz sizden korkuyoruz!" diye cevap vermişti.

(Bunun üzerine) onlar:

"Yo, korkma! Biz sana, kendisine derin ve doğru bilgi bahşedilmiş bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik".

"Üzerime yaşlılık çökmüş olduğu halde, bana böyle bir müjde veriyorsunuz, öyle mi?" diye sordu [İbrahim],

"Peki, hangi [beklenmedik] şeyle müjdeliyorsunuz beni?"

"Seni gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir şeyle müjdeliyoruz; onun için sakın umut kesenlerden olma!" dediler.

[İbrahim:] "Rabbinin rahmetinden, büsbütün yolunu şaşırmış olanlardan başka kim kesebilir ki umudunu?" dedi.

Ve ekledi:

"[Bana başka] bir diyeceğiniz var mı, ey [yüce makamın] elçileri?"

"Biz, doğrusu, günaha gömülüp giden [helak edilecek] bir topluma gönderildik" diye cevap verdiler,

"Lût'un ailesi bu hükmün dışında;

onların hepsini, eksiksiz kurtaracağız,

bir tek, [Allah'ın, hakkında:]

'Biz geride kalanların arasında olmasını öngördük!'

[dediği, Lût'un] karısı bunun dışında".

Hicr 49-60

 

VE ELÇİLER, Lût'un evine gelince,

(Lût onlara): "Doğrusu, siz [burada] tanınmayan kimselersiniz!" dedi.

Onlar da: "Evet, fakat biz sana, [kö-tülükten yana olanların] şüphe edip durdukları şey[i duyurmak] için geldik" diye cevap verdiler,

"ve sana [gerçekleşmesi kaçınılmaz olan] hakkı getirdik;

çünkü, kuşku yok ki, biz doğruyu söylüyoruz".

Bu durumda artık sen, ailenle birlikte gecenin bir vaktinde yola koyul; sen onları geriden takip et; sizden hiç kimse arkasına bakmasın; yalnızca emredildiğiniz yöne doğru ilerleyin".

Ve [elçilerimiz aracılığıyla] o'na şu hükmü tebliğ ettik:

"Bu [günahkar]ların son kalıntıları da sabaha varmadan silinip ortadan kaldırılacaktır".

Bu arada, şehir halkı sevinerek [Lût'a] geldiler.

[Lût] seslendi: "Bakın, bunlar benim konuklarım;" dedi,

"beni utandırmayın, Allah'tan korkun da beni rüsvay etmeyin!"

Cevap verdiler:

"Biz sana insanlarla görüşmeyi, [onlara kol kanat germeyi] yasaklamamış mıydık?"

[Lût:] "[Niyetli olduğunuz şeyi] ille yapacaksanız," dedi,

"işte bunlar benim kızlarım, [onları alın]!"

[Fakat melekler Lût'a:] "Canı sağolasıca!" dediler,

"[Onlar bu durumda seni hiç dinlerler mi?]

Baksana, [şehvetten] gözleri dönmüş, körcesine sendeleyip, öteye beriye sarkıntılık yapıp duruyorlar!"

Ve derken, tan yeri ağarırken,

[hak ettikleri azabın] gürültüsü apansız yakaladı onları

ve böylece [bu günahkar şehirlerin] altını üstüne getirdik;

belirlenmiş cezanın infazı için üzerlerine

püskürtü halinde sert taşlar yağdırdık.

Şüphesiz, bütün bunlarda, işaretlerden anlam çıkarmasını bilen kimseler için çıkarılacak nice dersler vardır.

Çünkü, gerçekten de [sözü geçen] bu [şehirler]

bugün hâlâ yerinde durmakta olan bir yol üzerindeydiler.

Şüphesiz, bütün bunlarda [Allah'a] inanan kimseler için

çıkarılacak bir ders vardır.

Hicr 61-77

 

 

[MEDYEN'İN] ağaçlı vadilerinin sakinleri de,

doğrusu, ıslah olmaz zalim kimselerdi.

Ve bu yüzden onları da hak ettikleri cezaya uğrattık.

Gerçek şu ki, sözü geçen her iki [günahkar toplum] da,

[bugün dahi] görülebilen bir ana yol üzerinde yaşamaktaydılar.

 

VE [benzer biçimde], Hicr halkı da [Bizim] gönderdiklerimizi yalanlamaya kalkıştılar:

Oysa, onlara mesajlarımızı bahşetmiştik;

ne var ki, onlara inatla sırt çevirdiler;

güya, dağları yontarak kendilerine güvenli konutlar yapıyorlardı:

ama sonunda, (bir) sabah erkenden onları da [hak ettikleri azabın] gürültüsü apansız yakalayıverdi;

ellerine geçirdikleri [güç] kendilerine bir yarar sağlamadı.

 

İMDİ, [unutma ki,] Biz gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında var olan her şeyi, onları [içsel] bir gerçekliğe bağlı kılmadan yaratmadık; [Bu gerçeğin bütünüyle apaçık ortaya çıkacağı] Saat mutlaka gelecektir. Bunun içindir ki, [insanların kusurlarını] güzel,

katıksız bir olgunlukla karşıla:

çünkü, senin Rabbindir, her şeyin özünü bilen

ve her şeyin gerçek ve mutlak Yaratıcısı!

Hicr 77-86

 

VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz sana sık sık tekrarlanan [ayetlerden oluşan] yedili [bir sure] bahşettik

ve [böylece senin önüne] yüce Kur'an'ı [açıp serdik]:

[O halde, hakkı inkar eden] birtakım kimselere verdiğimiz dünyevî zenginliklerden yana gözünü çevirme.

Ve [seni umursamıyorlar diye] onlar için üzülme;

fakat müminlere kol kanat ger,

ve de ki: "Haberiniz olsun, ben [Allah'ın vaad ettiği] açık sözlü uyarıcıyım!"

[Bir ilahî kelâm bağışladık sana], tıpkı onu [sonradan] bölüp parçalayanlara indirdiğimiz gibi,

işte onlar, [şimdi] Kur'an'ı da tutarsız, insicamsız bir anlam [demeti] olarak göstermek istiyorlar!

Rabbine andolsun ki, onların hepsini [Hesap Günü'nde] sorgulayacağız,

(hem de) bütün yapıp-ettiklerini hesaba katarak!

Öyleyse artık, sana [açıklaman] emredilen şeyi açıkça ortaya koy ve Allah'tan başkasına ilahi nitelikler yakıştıran o kimseleri kendi hallerine bırak:

çünkü, ilahî mesajı küçümseyen,

onunla alay edenlere karşı Biz sana yeteriz;

o kimseler ki, Allah'la beraber başka ilahi güçlerin de var olduğunu vehmediyorlar; ama nasıl olsa, [gerçeğin ne olduğunu] yakında öğrenecekler.

Söyledikleri [karalayıcı] şeylerden ötürü içinin daraldığını kuşkusuz, biliyoruz:

Fakat sen yine de Rabbinin yüceliğini, sınırsız kudret ve kemalini övgüyle an; [O'nun huzurunda] teslimiyet içinde yere kapanan kimselerden ol,

ve ölüm sana erişinceye kadar Rabbine kulluk et.

Hicr 87-99

....

 

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

26/5/2008 - De ki: "Bu, muazzam bir mesajdır...

Kategori: Kuran

De ki: "Bu, muazzam bir mesajdır:

[nasıl] ondan yüz çevirirsiniz?"

"[İnsanın yaratılışına] karşı çıktıklarında yüce topluluk[ta neler olup bittiği] hakkında bilgi sahibi değildim;

o, [Allah] tarafından bana vahyedilmemiş olsaydı ben de [size] apaçık bir uyarıda bulunamazdım!" Sâd Suresi/67-70

 

“Benim size bildirdiklerim, bana bildirilenlerdir.”

Öncelikle müşriklerce karşı durulan ve reddedilen şey Hz.Muhammed (s.a.v)’in gayb ile irtibat kurduğu iddiasının reddidir. Hz.Muhammed(s.a.v)’in seçilmiş ve uyarıcı olarak gönderilmiş olduğunu reddetmelerinin temelinde yatan başlıca sebepler ise şunlardır.

Kainatin efendisi, Rabbi, Meliki ve İlahı olan Allah nasıl olur da elçi olarak kendileri gibi bir beşeri seçer. Böylesi bir Resulün ve elçinin melekler gibi olağanüstü biri olması gerekir.

Yok eğer bir beşer gönderecek idiyse statü açısından toplumun üst düzey kesiminden birilerinin seçilmesi gerekir. Varlıklı ve güçlü birisinin...

Hem niye Allah, öylesine güçlü ve kudretli olan varlık, insanların gündelik işleriyle uğraşsın. Yaşayıp ölüp gidecekler. Böylesi basit meselelerle ilgilenmekten uzak bir Allah’a onların iman ettiği Allah.

Hem sıradan birisinin seçilmesi ve hem de önde gelenleri sıradan bir köle ile aynı kefede tutan bu öğreti asla kabul edilemezdi.

 

[Nitekim] o zaman, Rabbin meleklere demişti: "Ben balçıktan bir insan yaratacağım;

ona en uygun biçimi verip Kendi ruhumdan kattığım zaman onun önünde yere kapanın!"

Bunun üzerine bütün melekler yere kapandılar,

yalnız İblis kapanmadı: O küstahça böbürlendi ve [böylece] hakikati inkar edenlerden oldu.

[Allah]: "Ey İblis!" dedi, "Kendi ellerimle yarattığım şu [varlığın önünde] yere kapanmaktan seni alıkoyan nedir? [Başka bir yaratık önünde boyun eğmeyecek kadar] kibirli misin, yoksa [yalnız] kendisini üstün görenlerden misin?"

[İblis]: "Ben ondan daha üstünüm!" diye cevap verdi, "Beni ateşten, onu ise balçıktan yarattın".

[Allah] "Öyleyse" dedi, "bu [meleklik konumu]ndan çık git; çünkü sen artık gözden düşmüş/kovulmuş birisin.

Ve benim lânetim Hesap Günü'ne kadar senin üzerinde olacaktır!"

[İblis] "Ey Rabbim!" dedi, "O halde herkesin dirileceği Güne kadar bana mühlet ver!"

[Allah] "Peki, [öyle olsun]!" dedi, "Sen mühlet verilenlerden oldun,

zamanı [yalnız Benim tarafımdan] bilinen Güne kadar".

[Bunun üzerine İblis]: "Senin kudretine andolsun ki, onların tümünü şiddetli bir sapıklığa sürükleyeceğim!" dedi,

"Senin ihlaslı kulların dışında [tümünü]!"

[Allah,] "O zaman, gerçek şudur!" buyurdu, "ve Ben bu gerçeği söylüyorum:

Cehennemi seninle ve sana uyanlarla dolduracağım!" Sad Suresi/71-85

 

İnsan denen varlığın öz itibariyle nasıl bir varlık olduğu, ne için var olduğu, uyması ve karşı durması gereken şeylerin ne olduğunu bu geçen ayetlerde özet halinde sunuluyor. Karşılaştığı her hal ve duruma uyarlanabilecek bir formül ve şablon biçiminde sunulan bu ayetlerde insanın çamurdan yaratılışı, O’na üflenen (irade gücü ile donatılma) ve harici hiçbir varlıkta bulunmayan bu yeteneği ile her şeyi emrine boyun eğmeye çağıran Rabbimizin emrine üstünlük iddiasıyla Şeytanın karşı duruşu. Şeytanın görmek istemediği ve göremediği insanın hilafetidir. Boyun eğmesi gereken insan aslında Allah’ın emirlerini yerine getiren, hilafetini gerçekleştiren bir varlıktır.

Ve huzurdan kovuluş... Ve intikam yemini...

Üstünlüğünü reddettiği insanoğlunu asli görevinden uzaklaştırıp, kul olarak hilafeten yürüttüğü görevine, uluhiyet ve rububiyet iddiasıyla asaleten sahip çıkması için kışkırtmaya söz veriş... Ne yazık ki Allah’ın ihlaslı kulları haricinin şeytanın bu kışkırtmalarına kulak verdikleri ve cehennemi hak ettikleri gerçeği...

 

 

DE Kİ [ey Peygamber]: "Bu [mesaj] için sizden hiçbir karşılık istemiyorum; ve ben sahip olmadığı şeyleri iddia edenlerden değilim.

Bu [ilahî kelâm], bütün âlemler için ancak bir öğüt ve uyarıdır.

Ve onun anlamını bir süre sonra mutlaka kavrayacaksınız!" Sad Suresi/86-88

 

Rahmeti sonsuz Rabbimizin zamanla bu gerçekten bi haber kalmış kullarına, yolunu şaşırmış kullarına asli görevini hatırlatmak ve onları şeytanın kışkırtmalarından uzak tutmak için gönderdiği elçilerinin asli görevi hiçbir karşılık beklemeden yürüttükleri asli görev işte budur. Öğüt ve hatırlatma...

 

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her birimiz bir kelebeğiz aslında... Ne kadar kaldınız sorusuna, Bir kelebek kadar bile diyemiyeceğiz...

Son Yazılar

Kur'an'ın Gölgesinde.../Seyyid Kutub
HZ. PEYGAMBER’İN ÜMMETİNE BIRAKTIĞI REHBER NE İDİ?
Kur'ân ve Sünnet Üzerine
SREBRENİTSA'yı unutmadık...
Kınasın Dünya...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Dost Siteler

Fikir&Yorum
İktibas Dergisi
Haksöz Dergisi
İktibas Forum
Fecr'in Bloğu
Öze Dönüş
Tevhide Doğru

Diğer Sayfalarım

YouTube
MuslimSpace
LiveSpace
WordPress

Kategoriler

Sohbet Kutusu


NeoCounter

   

Arkadaşlarım

rumuzsehadet
medreseizehra
dernekli
tevhidgenc
birlahza
ruman
ahmet oğuzcan
delaledilemin
yozgatnur66
elfckmk
mnelam
metinol
yeniirmak
mevlana1
receppiskin
dilsizmutercim
bennur76
tefani
tillsim
otoelektrik
ebuzerasrisaadet
kardelensiz
chamdali
kadifece
kalpsevmektenyorulmaz
hayatdenilen
hakikatburada
rufeydem

Videolar

Ezgiler

Kitaro-Koi.mp3

Ziyaretçi Sayısı

Ayın Kitabı

Yoldaki İşaretler

Geocounter

Kitap Dünyası

Elkitap.com

Avrupa Birliği, Türkiye Ve İslam

Yeni Soğuk Savaş

Yavuz Bıyıklılardan Bıyıksızlara

Tarih Tasarımı

Modernleşme: Başkaldırı Ve Değişim

Yakaza

İslam Deklarasyonu

Hayata Armağan Öyküler

Düşünen Öyküler

Anne Baba Çocuk Öyküleri

Gökkuşağı Öyküleri

Bilgelik Öyküleri

Sevgi Ve Şefkat Öyküleri

Rahmet Öyküleri

Gülümseyen Öyküler

Başarı Öyküleri

İlham Öyküleri

Mutluluk Öyküleri