İyilik su gibidir, içmeyen ölür.....

14/5/2008 - Hayatın Hülâsâsı Tevhid

Kategori: alinti

Hayatın Hülâsâsı Tevhid

Seçmeci davranmaksızın, az çok dinî bilgisi olan insanlara "tevhid nedir?" diye bir soru yöneltsek, çoğunlukla alacağımız cevap, "Allah'ı birlemek" olacaktır. Allah'ı birlemek; yani Allah birdir demek! Sanki Allah birden fazla imiş de onu söyleyen, bire indiriyormuş gibi… Ya da, birden fazla Allah olduğunu iddia edenler varmış da, bu iddia sahiplerini tekzip ve iddiayı tashih ederek, "hayır yanılıyorsunuz, Allah birden fazla değildir, bir tane Allah vardır!" deniyormuş gibi…
Tevhid nedir? Kimlerin dini tevhid dinidir, kimlerinki teşrik dinidir? Hangi akîde tevhidîdir, hangisi teşrikîdir? Bunları bilmeye olan ihtiyacımız hiçbir gün ve hiçbir olayla birlikte azalmıyor; belki de artıyor…
Yeryüzünde birden fazla, mesela iki tane, üç tane, dört tane v.d. Allah olduğunu iddia eden insanların varlığını ben hiç duymadım, rastlamadım. Tam tersine, yeryüzündeki insanların büyük çoğunluğu bir tek yaratıcı gücün/ilahın mevcudiyetine inanmaktadır. Bilhassa, "üç büyük din" diye tesmiye edilen zümrelerden mesela Yahudilerin birden fazla Allah'ın var olduğuna inandıklarını kim iddia edebilir? Hristiyanların, ontolojik olarak birbirine denk, birbirinin eşi ve benzeri üç Allah'ın varlığını kabul ettiklerini kim iddia edebilir? Hele hele, 'müslüman' ismiyle tesmiye edilen ve mevcutları yaklaşık olarak birbuçuk milyarı bulan toplumlar içinde bir tek fert bile tasavvur edilebilir mi ki, Allah'ın iki, üç ya da daha fazla olduğunu iddia ediyor olsun? Hayır, asla! Diğer dinlerin mensupları için de aynı şeyi düşünebiliriz.
Şu halde, demek ki yeryüzü insanlarının büyük çoğunluğu Allah'ın tekliğini kabul etmektedir, öyleyse bu insanlar tevhid ehlidir dememiz için ne gibi bir engel kalmaktadır?...
Her şey gibi, 'tevhid' de zıddıyla kâimdir. Tevhidin ne olduğu, ancak şirk kavramıyla birlikte anlaşılmaktadır. Şirk bilinmeden tevhid, tevhid bilinmeden de şirk net olarak anlaşılmamaktadır. 'Lâ ilahe' olmadan 'illallah', 'illallah' olmadan da 'lâ ilahe' kavranmamaktadır. 'Lâ' ile, insanların icad ettiği bütün ilahlar tevhid düzleminden aşağıya süpürülmek zorundadır. Söz konusu ilahların süpürüldüğü düzleme ise gerçek İlah, yegâne İlah Allah'ın ikame edilmesi, yani İlahlığının tasdiki gerekmektedir.
Tevhid sadece sayısal olarak bir tek Allah vardır demek değildir. Şirk de üç tane, beş tane Allah'ın var olduğunu iddia etmek değildir. Şirk, öz olarak ortaklık demektir. Allah'a ait bütün ya da bazı sıfatları Allah'dan başka varlıklara paylaştırmak demektir. Bir başka anlatımla, Allah'ın dışındaki kimi varlıkları, Allah'a mahsus bazı ya da tüm sıfatlara ortak etmektir. Bir örnek üzerinde bunu daha iyi açıklayabiliriz: Allah affedicidir. Allah'ın affedicilik sıfatını Yahudi, Hristiyan, Müslüman her dinden insan tasdik etmektedir. Hiçbir ehli kitap buna itiraz etmemektedir. Fakat Allah'ın affetme yetkisine, Allah'ın dışında hiç kimsenin, hiçbir varlığın ortak olamayacağını, hiç kimsenin buna cüret edemeyeceğini; Allah'ın da bu yetkisini hiç ama hiç kimseye paylaştırmayacağını, kimseyi bu yetkisine ortak kılmayacağını büyük ekseriyet kabul etmemektedir. Halkın diliyle söyleyecek olursak, birileri allem ederek, kallem ederek; lafın altından girip üstünden çıkarak; hermenötik yaparak, türlü türlü 'deliller' açıklayarak, karşısındaki insanın tahsilini, Arapça bilip bilmediğini sorgulayarak, kısacası 'saf' zihinleri bulandırarak, birilerinin bir şekilde, Allah'ın affetme işinde yetki sahibi olduğunu ileri sürmektedirler.
Yukarıda değindiğimiz, Allah'ın sıfatlarına ortak kılınan 'kimi varlıklar' genellikle insanlardan seçilmektedir. Bunlar bazen de melek, cin, ağaç, taş, ırmak, yıldız gibi varlıklar olabilmektedir. Fakat bu tür tabiî varlıkların da yine bir şekilde insanla bağıntısının kurulduğuna dikkat edilmelidir.
Şirk kavramını daha da netleştirmeliyiz. Şirk, Allah'ın varlığına ve birliğine inanmakla ancak mümkün olabilir. Allah'a hiç inanmayan insanın şirk koştuğundan bahsedilemez. Bir ve tek Allah'ın varlığına inanmayan insan kimi, neye ortak kılmış olabilir ki? Kitabımız Kur'an, her ne kadar zaman zaman, yaratıcı bir tek Allah'ın varlığına inandırma sadedinde bazı işaretler/kanıtlar hatırlatıyorsa da, orada da aslında esas meselenin, bir ve tek olduğuna inanılan Allah'a neden şirk koşmadan, gereği gibi itaat edilmediğinin sorgulanması olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Şirk Allah'ı inkâr etmekten farklıdır. İnkârda yok sayma vardır. Şirk ise, var saydığı Allah'ı, yaratılmış aciz varlıklara benzetmekte, otoritesini ve gücünü paylaştırmaktadır. Kimi insanları ilahi mertebeye çıkartmakta, onlara ilahlık makamından pay vermektedir.
Şimdi tekrar tevhidin ne olduğuna dönelim. Tevhid, Allah'a, sıfatları itibariyle hiçbir varlığı şerik tutmamaktır. Allah mülkün yegâne sahibidir. Bütün âlemlerle birlikte dünya üzerinde insanı da Allah yaratmıştır. Yarattığı insanı Allah başıboş salıvermemiştir. Niçin insan başıboş salıverilsin ki? Zaten o, bir amaç gereği yaratılmıştır. Yoksa saymakla bitirilemeyecek varlık çeşidi içinde, tek istisnâ olan insanı neden yaratsındı Allahu Teâlâ? Allah, yarattığı kâinata ve kâinatın içindeki her bir varlık türüne kendi iradesince bir nizam ve düzen belirlemiştir. Biraz farklı olmakla birlikte, insan için de belli bir yaşama düzeni belirlemiştir. Allah'ın insan için belirlediği yaşama düzeninin temel omurgasını akîde oluşturmaktadır. İnsan bu akîdeye bihakkın bağlı kalmakla yükümlüdür.
Allah yaratan, öldüren, rızık veren, insanın hayatı için gerekli olan her türlü fizikî, kimyevî, biyolojik vb. şartları sağlayan İlah'dır. Fakat Allah aynı zamanda kendisine tapılan, kulluk edilen, önünde secdeye varılan, kendisinden yardım dilenilen, haram ve helali belirleyen, kardeşliğin ve düşmanlığın sınırlarını çizen; savaşın ve barışın temel şartlarını tespit eden, saygının ve sevginin, nefretin ve buğzun ölçüsünü koyan; meşrûnun ve gayrı meşrûnun, iyinin ve kötünün, temizin ve pisin, güzelin ve çirkinin tanımını yapan Rabdir, İlah'dır. 'Lâ ilâhe illallah' düsturu aslında kendi bünyesinde, reel olarak beşer hayatında Allah'tan başka yığınlarca ilah olduğunu, ama bunların sanal olup, hiçbir ilahlık özelliği taşımadıkları anlamını, dolayısıyla insanın yanılgısını ihtiva etmektedir. Çünkü gerçek/yegâne ilah Allah'tır. Diğerleri, insanların uydurduğu sıradan isimlerdir ve bir sapmadır.
Allah'a gerçekten iman eden insan/lar, iyinin ve kötünün, güzelin ve çirkinin, haramın ve helalin, meşrunun ve gayrı meşrunun v.d. kriterlerini kesinlikle Allah'tan almak, Allah'a dayandırmak zorundadırlar. Yapacağı her işte, atacağı her adımda, girişeceği her yeni teşebbüste, üstleneceği her yeni görevde, uyuşacağı her andlaşmada, bağlı kalacağı her sözleşmede, yapacağı her alış-verişte "acaba Rabbim Allah ne der?" diye sormak, vereceği cevabı da kendisi için bağlayıcı hissetmek mecburiyetindedir. İşte o zaman 'tevhid' insan hayatında soyut bir kavram olmaktan çıkmış, yaşanılan, müşahhas bir hayat haline gelmiş, ete-kemiğe bürünmüş olacaktır. O zaman her mü'min, arzın sokaklarında, meydanlarında, kamusal ve kişisel bütün alanlarında Allah'ın ta'zim ve ta'ziz edildiğini hissedecek, Müslüman bir cemiyet içinde yaşadığının farkına varacaktır.
Günümüzde kendilerini İslam'a nisbet eden toplumlar nezdinde tevhidden bahsetmek kadar müşkil bir durum yoktur. Adı Müslüman olan toplumlarda tevhid birçok bakımdan ifsad edilmiştir. Din Allah'a değil, Allah'la beraber sair şeriklere has kılınmıştır. Şeklin ağır bastığı ve ciddi bir bedel gerektirmeyen durumlarda, Din Allah'a has kılınmakta, lakin akidede ve insanın canıyla malıyla fedakârlığını gösterecek, adamın adamlığını yansıtacak durumlarda şerikler, Allah mefhumunun hemen yanı başında hazır tutulmaktadır. Sanırsınız ki Din'i Allah'tan çok bu şerikler bilmektedirler. Sanırsınız ki insanı Allah değil, bu şerikler hesaba çekecektir. Sanırsınız ki Allah'ın bir kuldan razı olması, ensesi kalın bir şerikin rızasından geçmektedir.
Tevhidi ifsad edici bu şerikleştirmeler, peygamberler tarihi boyunca, küçük biçimsel farklılıklara rağmen, öz olarak aynen süregelmektedir. Son Peygamber'den (sav) günümüze kadar da aynı değişmezlik devam etmektedir.
İnsanlar tevhid akidesinin önüne, ilkin kendi zihinlerindeki 'Peygamber' tasavvurunu yerleştirmek suretiyle ifsada girişmektedirler. Arkasından ve bundan daha kuvvetli olarak, azizlerini, ermişlerini, 'evliyâ'larını, haham ve rahiplerini, kısacası din ulularını tablodaki yerlerine yerleştirmektedirler. Bundan sonra sıra ırk, vatan, milli lider, milli şef, ebedî kurtarıcı, milli marş, milli birlik ve bölünmez bütünlük gibi seküler içerikle şeriklerin itina ile ikamesine gelmektedir.
Türk toplumunda, eski kabile toplumlarında olduğu gibi, atalar kültü çok güçlüdür. Ataların gittiği yolun kutsallığını tartışma hakkı kimseye tanınmamaktadır. Hâlbuki tevhid akidesinin gerektirdiği iş son derece basittir: Ataların din anlayışı Kur'an süzgecinden geçirilecek, uymayan geleneksel tortular kaldırılıp atılacaktır. Atalar değil Kur'an doğru bilginin kaynağıdır. Ölmüş atalar, miras olarak eğer bir şer bırakmışlarsa, onların şimdiki evlatlarını da saptırmaktan başka 'hayırları' olmayacaktır. Yok, eğer salih bir amel, bir sadaka-i cariye ve hayırlı bir çığır bırakmışlarsa, bunu işlemek hem kendilerine ecir vermiştir, hem de evlatları ecir kazanacaktır.
Bütün bu fetişleştirmeleri Kur'an'ın bir tek ayeti pek güzel vuzuha kavuşturmaktadır. Şöyle diyor söz konusu ayet: "Allah'ın boyası… Allah'dan daha güzel boyası olan kimdir? Biz işte O'na ibadet edenleriz." (2/Bakara, 138).
Burada 'boya' (sıbğa) bir istiaredir ve gerçek anlamda boyadan bahsetmemektedir. Allah'ın boyası, Allah'ın Din olarak vaz ettiği nizamın temel taşlarıdır. Allah'a iman eden her mü'min, biyolojik rengi, şekli, ırkı, vatanı ve cinsiyeti ne olursa olsun, Allah'ın boyası ile boyanmakta, yani tek bir Din'i benimsemiş olmaktadır. Tevhid akidesi tamamen beyazdır; şirk ise tamamen siyahtır. Tevhidin siyahı olmadığı gibi, şirkin de beyazı yoktur. Tevhid ve şirk karışırsa grileşir ve fakat o aslında siyahtır.
Bugün ve gelecekte biz Müslümanlar için en büyük sorun, tevhid-şirk ayrımıdır. Bu, geçmişte de böyleydi. Pek çok insan, Peygamberimiz Muhammed (sav) zamanında bu işin çok kolay olduğunu, günümüzde ise çetrefil hale geldiğini zannetmektedir. Hâlbuki tevhid-şirk ayrımı o gün de zordu, zira o günkü insanlar da Allah'ın bir ve tek olduğuna inanıyorlardı. Fakat o gün tevhid-şirk ayrımını kolaylaştıran, Muhammed (sav)in nebevî cehdi idi. Peygamber, gerçek bir mü'min ve Müslüman olarak dimdik ayakta kaldığı, granit kaya gibi hiç sarsılmadığı için, tevhidin ve şirkin görüntüsü çok net olmuştu. Bugün şikâyet ettiğimiz bulanıklık, nebevî duruşu sergileyemeyen bizlerin zaafından kaynaklanmaktadır. Tevhid kadar hiçbir mesele Müslümanların öncelikli meselesi olamaz. Şirk kadar hiçbir mesele de Müslümanlar için ölümcül olamaz. Çünkü Müslümanlar tevhidle her şeyin en sahihini elde edebilirler; şirk ise her şeyi ifsat etmeye yeterlidir.
İslam akîdesi insanlar nazarında netleşip, nebîlerin dilindeki sâfiyetine kavuştukça, Samirîler de çabalarını artırıp, akideyi sulandırmaya daha bir özen göstermektedirler. Bu söylemler, hikâyedeki "ver imanını, vereyim suyu" pazarlığı ile yaklaşan şeytanın acımasızlığını andırmaktadır. Şeytanın hilelerini ise, gerekli ilahî teçhizatı kuşanmadan basite almak, akıl kârı değildir.
Biçimsel olarak hergün aynı kıbleye yönelen, aynı Allah'a, aynı sözcüklerle birlikte ibadet eden insanlar ne yazık ki, aynı tevhid çizgisi üzerinde bulun/a/mıyorlar. Bunun için de ortak bir fikir geliştiremiyor, ortak eylemler yapamıyorlar. Aynı Allah’a inandıklarını, aynı kıbleye yöneldiklerini, aynı Peygamber'e ümmet olduklarını söyleyen mü'minlerin, "innemel mü'minûne ıhvetun" ayetinin tahakkuku için çalışmaları, en önemli vazifeleridir.
Günümüz Müslümanları bir taraftan geleneksel bağlarla, diğer taraftan da modern batı felsefesinin dayattığı çağdaş ideolojik kirliliklerle kuşatılmıştır. Tabi ki bu iki boyutlu kıskaçtan kurtulmak kolaydır ve hatta bu 'kurtuluş' mü'minler için ibadettir. Kulluğun, mü'min ve Müslim olmanın hülasâsı budur. Türkiye'de her siyasî buhran, Müslümanları, müşrik paradigmaya -ne yazık ki- biraz daha yaklaştırmaktadır. Az bir pahaya, çok bir değerin satılması ne büyük bir kayıptır. Müslümanlar bilirler ki, sel suyunun üstündeki curufât gider, berrak tertemiz su bakî kalır. Hayatımız ancak, kendisinden başka ilah olmayan Allah’a tam teslim olunca güzeldir.

Mehmed Durmuş

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

6/5/2008 - Turnalar dile gelse

Kategori: alinti

Turnalar dile gelse

Bahar, yol kenarındaki, parklardaki ağaçların gelin gibi donanışları, rengârenk lalelerin festivali, erguvanların müthiş bir gösteriye hazırlanışlarıyla ağır ağır geldi İstanbul’a... Her bahar tabiatın bu akıl almaz uyanışı “Ölüler nasıl olur da dirilir?” sorusuna, Yunus’un “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil” deyişini de çağrıştıran, apaçık, anlamlı bir cevap aslında. Ama gözleri ağlamaktan veya sahte yaldızlara bakmaktan kör, gönlü hasretten, ya da yeni heveslere uyandıran bahar esintilerinden sersem sepelek hâle gelmiş insanoğlunun tefekkür aklına gelir mi?
Vitrinlerin bahar giysileriyle donatıldığı şu sırada da aslında bütün ihtiyacımız sevgidir, derdimiz ayrı düştüğümüz sevgilidir. Onun için âşıklar, baharlarda coşarlar, yüreklerdeki sevda ateşini harlandırırlar. Sazlarda, tabiatın kendine özgü o muhteşem müziğinde hakim olan ana tema sevgiliyi çağırışlardır.
“Turnalar uçun, yayladan geçin/ Yârimi seçin turnalar hey...”
Sevgiliye methiyeler düzüldüğünde, nedense ille telli turnalardır söz konusu olan. Sevgide hoyrat, sorumsuzlukta sınırsız, bencillikte devasa insan, çağın hastalığı olan tüketim hırsı içinde sevgiyi de tüketiyor, sevgiliyi de... Onun için “ilişki” kelimesinin vıcık vıcık batağında aşk eriyip gidiyor.
Verilen bilgilere göre; telli turnalar artık yok denecek kadar azalmış. Onun gibi pek çok kuş türünün nesli giderek tükeniyor. Sazlar ne için çalacak şimdi, âşıklar kimlere seslenecek?
Büyük kentlerde, zehirli atıklarını toprağa veya göllere, denizlere atan fabrikalar, devasa alışveriş merkezleri açılıp, orman vasfını kaybetmiş alanlara gökdelenler dikildikçe tabiat geriliyor, özünü, dengesini kaybediyor. Kara dumanlar, ozonu delen sera gazları, ardında ifritin gizlendiği sahte ışıklar altında hayatın can damarı olan kaynaklar kuruyor; hava kirlenip ısınıyor, topraklar kuraklıktan çatlıyor, birbirine bağlı tüm dengeler bozuluyor. Bir büyük felaket, adım adım yaklaşırken nefs ağaçlarının kof dallarına tutunan insanoğlu aldırmasız...
TV kanallarında seyrek de olsa, küresel ısınma sebebiyle oluk oluk çatlayan topraklar gösteriliyor. Gezegeni bu hâle getirmemizden ötürü çatlayan ar damarlarımız, kuruyan içimiz sanki... İşte, kıtlığın, yokluğun ilk habercileri de kapımıza dayandı. Pirinç fiyatlarına erişilmez oldu. Sırada bulgur, nohut, fasulye... Kaybolan bereket! Âşıkların suskunluğunda telli turnalar dile gelseler ne diyecekler malum:
“Ey insanoğlu! Utan ve uyan!”

 Sabahat Emir

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/4/2008 - Muhammed (a.s)'in Örnekliği

Kategori: alinti

Muhammed (a.s)'in Örnekliği

 

Kur’an’ı rehber edinen ve yalnız Kur’an diyen Müslümanlar bugün Hz. Muhammed’in örnekliği konusunda ihtilafa düşüyorlar.

Bir kısım Müslümanlar diyorlar ki “Hz. Muhammed Kur’an’ı rehber edinmişti öyleyse biz de Kur’an’ı rehber edinmekle vazifeliyiz eğer Resul sağ olsaydı ona tabi olurduk, onun cemaati olur ona bey’at ederdik ama o şimdi aramızda değil dolayısıyla aramızda olmayan bir peygamberin örnekliği ancak Kuran’la sınırlıdır. Onu Kur’an’dan anlatıldığı ve tanıtıldığı kadar örnek alırız Kur’an dışından gelen haberlerin bizim için hiçbir manası olamaz. “

İtiraf etmeliyim ki bende önceleri böyle düşünüyordum. Bu düşüncelerin olgunlaşmasının sebebi içinde yaşadığımız toplumun kurana uymayan ilahlaştırılan bir peygamber anlayışının olmasıydı. Topluma kuranın mesajı ile gidildiğinde hemen bu resul imajı ile önünüze çıkıyorlardı. Sahih dedikleri kitapları ve sünnet dedikleri anlayışları kurana uymayan bilgiler içerdiğinden ve bu bilgiler dogmalaştığından ya Kur’an yada Mişnalarınız tepkisi ile çıkmıştık.

Zaman içinde metot yanlışlığı yaptığımızı düşünmeye başladım. Ve bu konuda Kur’an’ın nasıl bir metod izlememizi istediğini araştırınca Hz. Muhammed’in de benzer bir sorunla karşı karşıya olduğunu fark ettim.

Hz. Muhammed İbrahim’in tahrif edilen dinine inanan insanların arasında yetişmişti. Bu insanlar İbrahim’in yolunu izlediklerini onun ümmeti olduklarını iddia ediyorlardı. Hz. Muhammed onlara işte ben peygamberim İbrahim sağ olsaydı ona uymanız emredilirdi o sağ değil öyleyse ona değil bana uyacaksınız. Demesi ve İbrahimi geleneği tamamen reddederek yeni bir gelenek oluşturması emredilmiyor. Aksine İbrahim’i sahiplenmesi ve ondan gelenleri şirk unsurlarını ayıklayarak aynen kabullenmesi salık veriliyor.

16:120 Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi.

16:121 Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi.

16:123 Sonra da sana: "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik.

3:68 İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.

3:95 De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hakka yönelmiş olarak İbrahim'in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.

4:125İşlerinde doğru olarak kendini Allah'a veren ve İbrahim'in, Allah'ı bir tanıyan dinine tâbi olan kimseden dince daha güzel kim vardır? Allah İbrahim'i dost edinmiştir.

6:161 De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.

Şimdi bazı arkadaşların İbrahim’in dinine uy emrini o İbrahim’in dinini Kur’an’dan öğreniyordu zaten onun dini İbrahim’in dini aynı din idi dediklerini duyar gibiyim. Doğrudur Hz İbrahim’in de Hz Muhammed’in de dini İslam’dı ve Hz Muhammed’e bu din Allah’ın vahyi ile öğretiliyordu ama o kendisine gelenek yoluyla gelen doğruları da uyguluyordu. Tabiidir ki bunlar için seçici davranıyordu.

9:70 Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler.Bakınız halk arasında gelen haberlerin doğruları kuran tarafından bile referans olarak kullanılıyor. Bunun Kur’an ile tasdik olan başka örneklerini de özellikle ritüellerden hatırlayabiliriz. Mesela

2:183 İnananlar, sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, sakınmanız için size de farz kılındı.

Ayeti ile hiçbir tarif getirmeden İbrahimi gelenekten görerek oruç tutulması emrediliyor. Belli ki Müslümanlar farz kılınmadan evvel de oruç tutuyorlar ama tutmayanlar da var. Ve farz kılınınca hepsi İbrahimi gelenekten gelen haberlere göre oruç tutmaya başlıyorlar.

Geleneklerden öğrendikleri oruçta akşam, imsak arasında cinsel ilişki yasaklanıyordu ve bu evli çiftlere zor geliyordu. Allah bu hükmü değiştirdi ancak kuran ile değiştirmeden önce yapılan aksi davranışları af (af ancak suç içindir) kapsamında zikretti.

2:187 Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescitlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir.

Şimdi bu ve Kur’an’dan onlarca misalini verebileceğimiz örnekler hiçbir açık kapı bırakmıyor ki Hz. Muhammed İbrahimi gelenekten gelen haberleri vahye aykırı olmadıkça kullanmış. Namazını bu haberlere uygun kılmış orucunu bu haberlere uygun tutmuş haccını bu haberlere uygun yapmıştır.

Eğer bizlerde Kur’an’ın metodunu kullanacak isek Nebevi haberleri aynı Hz Muhammed’in yaptığı gibi vahye uyanlar ve uymayanlar diye ikiye ayırıp vahye uyanları kabul uymayanları reddetmek durumundayız.

Bu demek değil ki herkes hadis külliyatını okumak zorunda yada hadisler kuranın yanında bir teşrii kaynağı kabul edilebilir. İşte denge bu noktada gerekiyor. Ne hadis ve sünnet kaynaklarında var diye vahye uymayan bir haberi alabiliriz nede kurana ters düşmediği halde nebevi haberlere cephe alabiliriz.

Mesela Kur’an’da bayram namazlarından hiç bahsetmez ama Nebevi gelenekte bayram namazı var ne yapmalıyız? Kur’an’da namazın rekatlarından bahsetmez ama nebevi uygulamada bu ihtilafsız bir haber olarak sabah 2, öğle 4, ikindi 4, akşam 3, yatsı 4, olarak mevcut ne yapmalıyız?

Tabiidir ki Kur’an’ın gösterdiği yolu izleyerek bayram namazlarını da namazların rekatlarını da Hz Muhammed’in uyguladığı gibi uygulayacağız. Ancak bütün haberler bu misaldekiler kadar net değil. birde ihtilaflı haberler geliyor.

Nebevi haberlerde kadınlara iyi davranıldığı onlara insanca muamele yapıldığı ve hatta resulün hanımlarına kötü davrananları azarladığına dair haberler var fakat aynı kaynaklarda cehennemin kadınlarla doldurulacağı haberleri de var şimdi hangi haberlere itibar etmeliyiz?

Cehennemin kadınlarla doldurulacağı haberi iki yönden sakat bir haber birincisi gaybtan bilgi veriliyor peygamber Allah bildirmedikçe gaybı bilemez İkincisi bu haberde kadınlara baskı yapmak isteyen erkeklerin polemikçi yaklaşımları rahatlıkla fark ediliyor.

birinci guruptaki rivayetler ise üstünlüğün kulluk bilincinde (takva) olduğunu söyleyen kurana daha uygun öyleyse o rivayetler doğrudur. Arzu eden olursa bu misalleri çoğaltır ve vasat davranışın tezahürlerini görüşebiliriz. Ama Kurani metod üzerinde yoğunlaşırsak daha verimli olur kanaatindeyim. Kısaca toparlamak gerekirse ben Kur’ani metodun aynı Hz Muhammed’in İbrahimi sahiplendiği ve onu müşriklere terk etmediği gibi bizimde Muhammed’i (as) sahiplenmemizi müşriklere terk etmememizi emrettiğini düşünüyorum. Hadis siyer ve sünnet kaynaklarını da ayıklanması gereken tarihi vesikalar olarak görüyorum. Toptan reddetmeyi ise hem kolaycılık hem de Kurani öğretiye aykırı görüyorum.

Selam ve dua ile.

Alıntı...

 

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/3/2008 - Resul Aleyhissalatu Vesselam ve Ashabı...

Kategori: alinti

Resul (a.v.s) ve Ashabı...

 

Çöle inen bir nurdu O

Yaratandan belgelerle...

Haber veren kıyametten

İnsan olana

 

Cennetten ve özgürlükten

kutsal müjdelerle gelen

Merhametin, adâletin, direnişin Peygamberi

Bulutların ve göklerin

Yollarına eğildiği

Sözleri evrenin nabzında atan

O ki

Allah’ın en güzel hediyesi

 

Ve etrafında halka halka

Allah’ın çağrısına gelenler...

Bağlılığın, yürekliliğin, dirilişin ufukları

Putlara baş kaldıran

Aynı acının çocukları...

 

İşkenceden, Bedir’den, Uhud’dan birer belgedir

Yaraların damar gibi sardığı bedenleri

Allah’ın Peygamberine siper olanlardır onlar

Hep ona dönüktür,

Habercilerin en güzeline dönüktür

Yüzleri

 

Adı silinmeye yüz tutmuş, gözüm gibi sakladığım

Ve sürekli dinlediğim bir kasetin içinden

İbrahim Sadri’nin (eski) seslendirdiği dizeler

Paylaşmak istedim...

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

19/2/2008 -

Kategori: alinti

~~*~~DEDİM Kİ, ÇOK YALNIZIM~~*~~





Dedim ki: "Çok yalnızım."
Dedi ki: ...

 فَإِنِّي قَرِيبٌ

"Ben ki sana çok yakınım." Bakara-186

Dedim ki: "Evet biliyorum, sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedi ki:
وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ
الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
"Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret." Araf-205

Dedim ki: "Bu da senin yardımını ister."
Dedi ki:

 أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ

"ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?" Nur-22

Dedim ki: "Tabii ki, beni affetmeni çok isterim."
Dedi ki:

 وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ

"(Öyleyse) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir." Hud-90

Dedim ki: "Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?"
Dedi ki:

 أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْعِبَادِهِ
"ALLAH'ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini ve ALLAH'ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi?" Tevbe-104.

Dedim ki: "Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı."
Dedi ki:

 اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِالتَّوْبِِ
"ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve
kullarının tövbesini kabul edendir." Ğafir-2/3.

Dedim ki: "Bunca günahım var, hangisinin tövbesini yapayım?!"
Dedi ki:

 إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا

"ALLAH bütün günahları bağışlayandır." Zümer-53.

Dedim ki: "Yani, yine gelsem, yine beni bağışlar mısın?"
Dedi ki:

 وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ
"ALLAH'tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur." Ali İmran-135.

Dedim ki: "Ne kadar güzelsin ALLAH'ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum."
Dedi ki:

 إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّالْمُتَطَهِّرِينَ
"Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever." Bir de "İlahım ve Rabbim, benim senden başka kimim var" dedim.
Rabbim de:

 أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
"ALLAH kuluna yetmez mi?" (Zümer-36) dedi.

Dedim ki: "Sen ki, beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedi ki:

 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًاكَثِيرًا
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا هُوَ الَّذِي يُصَلِّيعَلَيْكُمْ
وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ
وَكَانَبِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
"Ey iman edenler!
ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah - akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur.
Melekleri de, size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir." Ahzap-41/43.



Kendi kendime dedim ki:

"ALLAH'ım seni çok çok çok seviyorum."

Bu saatte boylesine guzel bir maille karsilasip, sayfama eklememek olmazdi.Cok ama cooooooook tesekkur ederim:)Hayirli geceler...

 

Bir koca teşekkür de benden

Allah razı olsun gönderen ve paylaşandan...

http://bereketolsun.blogspot.com

 

4 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her birimiz bir kelebeğiz aslında... Ne kadar kaldınız sorusuna, Bir kelebek kadar bile diyemiyeceğiz...

Son Yazılar

Hayatın Hülâsâsı Tevhid
De ki: "Ey kafirler." (1)
Turnalar dile gelse
Müşriklere söylenen (haykırılan) gerçekler...
ONLARA DE Kİ:

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Dost Siteler

Fikir&Yorum
İktibas Dergisi
Haksöz Dergisi
İktibas Forum
Hanif Dostlar
Öze Dönüş
Tevhide Doğru

Diğer Sayfalarım

YouTube
MuslimSpace
LiveSpace
WordPress

Kategoriler

  • alinti
  • deneme
  • Egitim
  • kavramlar
  • Kuran
  • Seyyid Kutup
  • siir
  • Sunnet
  • tertil
  • Video
  • NeoCounter

    Arkadaşlarım

    enpopuler
    mgezer38
    hazell
    hiramusta
    HazanMevsimleri
    sennil27
    sgulter
    huzunmevsimi
    mnelam
    dilsizmutercim
    solmaz1
    okanbozkurt
    TevhidGenc
    yonelis
    fatma46
    yeniirmak
    yozgatnur66
    sevgialemi
    fzehra
    gulergun
    can2007
    onurxt
    gulkokulum
    rumuzsehadet
    bennur76
    ebuzerasrisaadet
    kulkedisisendromu
    SahadetGulu
    salat20
    Huzuryolu1
    subat75
    medreseizehra
    aliseriati
    mirdad10
    Ruman
    sonsuzmektup
    burakocalan
    zulcenaheyn
    esenbey
    safaaldemir
    ululelbab
    milletiibrahim
    gercekislam
    receppiskin
    CiiciiKiz
    deruniask
    erkambin
    Allame
    duaufku
    kalpsevmektenyorulmaz
    DELALEDILEMIN
    mevlana1
    kadifece
    tefani
    dernekli
    otoelektrik
    chamdali
    hakikatburada
    TILLSIM
    kaprislikalp
    zahara
    hayatdenilen
    rufeydem
    Kardelensiz
    METINOL
    elfckmk
    birLahza
    Bahram
    filozofcan
    mtaha
    Acihangir
    mollakadir
    islamiyetnurlari
    nurcuu
    dildade
    aeb23
    ayvenur
    banucagri
    mukaddime
    hayber
    cimkim
    ebruname
    meteliksiz
    yakzan
    sendegittin
    lila86
    sonsuziman
    hakkdostu
    huzuriklimi
    7x7x7
    marmides
    mihriban65
    yurtseverbirlik
    vahdetfm
    ebvaa
    Beyazkalemim
    genetikvebilim
    egitimspormizah
    ebuhureyyre
    ruzun
    sohbetsevenler
    2563
    anguzelblogg
    anne66
    teknikpcdersleri
    siirseviyorum
    hayateylul
    fiktev
    genetiknedir
    sbndrk
    hubeyb33
    bayramsekeri
    enginsalli
    erva
    webtc
    rahmettfm
    zehirliok
    ahid77
    sonsuzruh
    umut27
    ResuleVuslat

    Videolar

    Ezgiler

    Kitaro-Koi.mp3

    Ziyaretçi Sayısı

    Ayın Kitabı

    Yoldaki İşaretler

    Geocounter

    Kitap Dünyası

    Elkitap.com

    Avrupa Birliği, Türkiye Ve İslam

    Yeni Soğuk Savaş

    Yavuz Bıyıklılardan Bıyıksızlara

    Tarih Tasarımı

    Modernleşme: Başkaldırı Ve Değişim

    Yakaza

    İslam Deklarasyonu

    Hayata Armağan Öyküler

    Düşünen Öyküler

    Anne Baba Çocuk Öyküleri

    Gökkuşağı Öyküleri

    Bilgelik Öyküleri

    Sevgi Ve Şefkat Öyküleri

    Rahmet Öyküleri

    Gülümseyen Öyküler

    Başarı Öyküleri

    İlham Öyküleri

    Mutluluk Öyküleri