deneme - İyilik su gibidir, içmeyen ölür..... - Blogcu



İyilik su gibidir, içmeyen ölür.....

27/3/2009 - İSTEK VE TEMENNİ/BEKLENTİ

Kategori: deneme

Necm/24 Yoksa insan, her istediğini elde edeceğini mi sanır?

Her insan doğduğu anda kendisini, tercih edip-belirlemediği bir dünya içinde bulur. Ne ana babasını seçme, ne de içinde bulunduğu ortam veya sınıfı tayin etme imkânına sahiptir. Toplumun en üst kesimindeki birisinin çocuğu, en alt kesimdeki birisinin çocuğu için de geçerlidir bu sözünü ettiğimiz şey. Şefkatli bir ana baba, gaddar bir ana baba, babasız bir ana, ya da anasız bir baba kucağında bulduğu gibi, her ikisinden yoksun bir durumda bir başkalarının elinde de bulabilir insan kendisini. Belli bir yaşa kadar çoğunlukla içinde yetiştiği kabuğu benimseyen insanoğlu, daha sonra kabuğunu beğenmez hale gelir. Kendisine göre daha iyi imkânlarla donanmış diğer hemcinslerini görmeye başladığında istek ve arzuları daha iyi ve daha güzelin kendisinin olması yönünde gelişir.

Gençlik yıllarında evleneceği eşinin en iyilerden olmasını temenni eder. Mahallenin en güzeli gönlünün tahtına kuruludur, ya da en yakışıklısı. Gel gör ki bu istek ve arzusunu gerçekleştiren insanların oranı bir hayli düşüktür. Mükemmeli arama çabası bulduğuyla idare etmeye dönüşmezse sonuç kendisi için hüsrandır.

Sonra evlilik sonrası temenniler başlar. İyi bir ev, iyi bir iş ve sıkıntısız sürecek bir hayat. Burada da işler umduğu gibi gelişmez. Umduğunu bulamamanın ve yetinmenin eşiğinde buluverir insan kendisini. Ya ömür boyu düşük bir ücretle darlık içinde evini geçindirmenin çabasını sürdürür. Ya da iyi kötü evinin geçimini rahatlıkla sürdürebilecek olanlar da, işinin devamlılığını sağlamada sıkıntı yaşar ve hiç olmadık sebeplerle elindeki ve avucundakini yitiriverir.

Ve çocuklar. Başlangıçta sağlıklı ve güzel bir çocuk temenni eder insan. Bu isteği gerçekleşirse çocukları için iyi bir gelecek temennisi başlar daha sonra. Temiz, ahlaklı, ana babaya karşı itaatkâr pırıl pırıl evlatlar. Ama işler hiç te umduğu gibi gelişmez. Ya çocuksuz bir hayat, ya da hasta ve bakıma muhtaç bir evlat ile buluşuverir. Ya da sağlıklı çocuk sahibi olmasına rağmen, hiçte umduğu gibi ahlaklı ve itaatkâr evlatlar olmayabilir çocukları. Çocuklarının her an yanlış yapabileceğinin tedirginliği ile sürer gider kalan ömrü. Ya da yapılan yanlışların telafisi için boğuşmalar ile.

Okul çağına geliverir çocuklar. İyi bir okul okumaları hakkıdır. Çünkü çocukları en güzeline layıktır. Bütün güzellikler onlar içindir çünkü. Bu beklentiler kimi zaman tam istedikleri gibi gerçekleşmesine rağmen, kimi zaman da hiç ummadıkları bir sonuç onların karşısına çıkıverir. Her ana baba çocuklarının doktor olmasını hayal eder de, temizlik işçisi olarak hayatını kazanmasını beklemez. Beklemez beklemesine de, öyle bir an gelir ki temizlik işçisi olsun diye çırpınır.

Temiz ahlaklı itaatkâr evlatlara sahip olmakla biter mi sanıyorsunuz umuşlar. Çocuklarının iyi bir eş ile evlenmeleri, mutlu bir yuva kurmaları temennileridir. Ya evlenemez, ya da iyi bir eş seçemez kimi zaman çocuklar. Çocuklarının gözleri önünde hiç te hak etmediği bir eş ile ömür sürdürmelerine göz yummak, ya da o hak etmediği eşten, çocuklarının yakasını kurtarmanın mücadelesini vermekte var işin içinde.

Kısaca insanın içinde bulunduğu durum kendi kazanımlarının eseri olmakla birlikte, çoğu zaman kendi elinde olmayan gelişmelerin neticesi olarak oluşur. Burada kaza ve kader adına bir yazı yazmak değil amacım. Karşılaştığımız her durumda Rabbe dönüşün, O’na yönelişin gerçekleştirilmesi bizden istenen. İsyankâr bir bakış açısıyla başa gelenleri değerlendirmek ile beterin beteri de var diyerek olaylara bir sınama bir deneme olarak bakabilmek. Karşılaştığımız her durumda duruşumuz önemli. Yapmamız gerekenleri yaptıktan, yapabildikten sonra sonucun lehimize ya da aleyhimize gerçekleşmiş olmasının ne önemi var? Sonuçta biz Rabbimizin bizden istediği biçim ve şekilde davranıyor muyuz? O önemli. Karşılaştığımız her türlü zorluk, taşımakta zorlandığımız her türlü yük bilmeliyiz ki bize Rabbimizin yükledikleridir. Yükümüzü ve taşıdıklarımızı gözden geçirmeliyiz sürekli. Sırtımıza alıp taşıdığımız yüklerin hangisi Rabbimizden, hangileri bizim lüzumsuzluklarımız. Hiç kimse bırak bir başkasının hayat çizgisine ve nasıllığına müdahale etmeyi, kendi hayatı ve yaşadıkları üzerinde bile ne kadar seçici? Karşılaştığımız hangi olay bizim tercihlerimizin ve temennilerimizin ürünü.

Başarılı olmanın sırları türünden bir sürü gevezelik yapanların söyledikleri bir tarafa, Rabbimiz insanın sürekli kıyam halinde ve koşuşturma içinde olmasını istiyor. Bu uğraşısının asıl amacının da ötede elde edeceği sonsuz mutluluk/cennet olması gerektiğini belirtiyor. Bu uğraşı neticesinde karşılaştığımız zorluk ve sıkıntılara tevekkül ile yaklaşmamızı, vazgeçmememizi, direnmemizi/sabretmemizi istiyor. Biz biliyoruz ki ana ve babalarımız mümin ve müslüman kişiler olmayabilir, ama biz İbrahim gibi durabilmeliyiz onlara karşı. Eşlerimiz de hakeza. Hz. Nuh ve Hz. Lut peygamberler gibi ya da Firavunun karısı gibi duruşumuz önemli. Bir baba olarak Hz. İbrahim, Hz. Yakup gibi durabilmeliyiz. Bir oğul olarak Hz. İsmail, ve Hz. Yusuf gibi durabilmeliyiz. Bir kardeş olarak ta Hz. Yusuf gibi...

İBRAHİM GÜLTER

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/3/2009 - MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14

Kategori: deneme

MÜSLÜMAN DOĞRUYU ARAYANDIR... 72/14

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur.  Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. Bakara/256

İnsan ile onu var eden arasındaki ilişkinin adıdır din. Var edeni tanıyarak hayatına çekidüzen verenlerin dinidir İslam.(5/3) İlahi bilgiden yoksun insanın kendisini var edene göre bir hayat oluşturması, kendisine var edenin isteği doğrultusunda çekidüzen vermesi mümkün değildir. Bununla birlikte ilahi bilgiden mahrum insanın Allaha karşı sorumluluklarının neler olduğu hep zihinleri kurcalamış durmuştur. Sahip olduğu potansiyel (akıl) sebebiyle, içinde bulunduğu toplumda aynı eşit şartlara sahip olmalarına rağmen, çoğunluğa göre daha pozitif tutum sergileyen insanlar ile hayvandan daha aşağı bir tutum içinde bulunanlar... İnsan denen varlığın böylesi farklı iki zıt kutupta bulunmalarına neden olan şey nedir?

İnsanı her şeyin sahibi ve var edicisi Allah’ı tanımaya, kudretini idrak etmeye sevk eden her şeye Rabbimiz ayet ismini vermektedir.(2/164) Ayet yani işaretler. Bu işaretler kitabın içinde var olan ilahi bilgilerin yanı sıra Allahın yer ve göklere serpiştirdiği, kudretinin izleridir. İnsanoğlu yine Rabbinin fıtratına koyduğu melekeler ile o izleri takip ederek, sahipsiz olmadığının farkına varır. Yüce güç ve kudret karşısında ne olduğunun farkına varır, ona sığınmanın ona yaslanmanın ve yönelmenin yollarını arar. Bu arayışta insanı, yaratan Rabbin rızasını nasıl kazanacağının sorusu meşgul eder. Allaha ulaşmanın bin bir türlü yolu serilmiştir önünde. İyi de hangi yol Rabbe giden yoldur?

Rabbin rızası insanın sadece kendisine kul olmasıdır. Allahın kullarını kendilerine kul ederek onları sömürmeyi gelenek haline getiren bir takım odaklar, haliyle Allaha kulluk yolunu tahrif etmenin, Allaha iman eden ve onun rızasını kazanmak isteyen insanların bu samimi isteklerini kendilerine bir menfaat ve kazanım aracı haline getirmenin mücadelesini verir. Ve bu insan avlama mücadelesinde kullandığı en etkin silah dindir.(31/33) Kendisi Allahın seçtiği özel bir kul ve gösterdiği yol en kutlu yoldur. Bu özel kulların ve gösterdikleri yolların haliyle sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. Böylesi karmakarışık ve sayısı belirsiz yol karşısında insanın aklına gelen sorular...

Hangisi doğru?

Ya da bütün bunlardan daha doğru olan mutlaka olmalı ama nerde?

Tüm bu bocalama ve şaşkınlık halini ‘Dall’ dalalet olarak tanımlamaktadır Rabbimiz. İlahi bilgiden uzak olma hali. Issız çölde dal başına ayakta kalabilme ve tutunabilme çabası içinde ne yapacağını bilmezlik durumu...

İlahi bilginin Resuller aracılığıyla insanlara ulaşmasının ardından, Allahın yer ve göklerdeki ayetlerini izleyen biri için Resulleri kabul etmek hiçte zor değildir. Sadece Allaha kul olmaları için yaratılan insan, gerçek izzet ve şerefin yolunu gösteren ilahi bilgiyi duyduğunda göstermesi gereken duyarlılığı gösterir.

TEVHİDİN İLK RÜKNÜ: LAİLAHE İLLALLAH

Egemenliğin yalnızca yer ve gökleri var edene ait olması gerektiğinin bilinci. Bu bilinç Rabbimizin insana ilk başlangıçta yerleştirdiği bir nüvedir. Doğallığını koruyan ve fıtratı dış etkenlerden bozulmayan insan, pekâlâ her şeye hükmünü geçiren bir gücün varlığına iman edebilir. Allahtan başka hiçbir güce boyun eğmeme, kulluk etmeme bilinci mevcutlar içinde en doğrunun ne olduğu konusunda kendisini araştırmaya sevk eder.

TEVHİDİN İKİNCİ RÜKNÜ:MUHAMMED’EN RESULLULLAH

Doğruyu arayışında insanın elindeki en geçerli kriter, Allahtan başkasına boyun eğmeme izzet ve şerefidir. Kendisine sunulan her yol ve yöntem bu kriterle değerlendirilmeye tabi tutulduğunda hem yolun kendisi, hem de yolu insana sunan Allahın nasıl bir varlık olduğu (sıfatları), gidilecek yolun, yönelecek varlığın mükemmelliğini ortaya koyar.Ve en doğruya iletme görevini üstlenen ve insanı yeryüzü serüveninde yalnız ve dal başına bırakmayan Rabbimiz, sonsuz rahmeti gereği içlerinden birilerini yollarını aydınlatacak bilgiyle gönderirde kullarını şaşkınlıktan kurtarır. Resullerin doğruluğunun ölçümü getirdiklerinin çelişkisiz olmasıdır. Varlık aleminin varoluş kaynağıyla aynı olmalıdır. Yer ve göklerdeki Rabbimizin kudret ayetleri, kitabın ayetleriyle çelişmez. Yol belli olduktan sonra insana düşen o yolda sebat etmesidir.

UYARICILAR

Yol gösteren, kılavuzluk eden, irşad eden, öne düşen, imamlık eden her kim varsa gidilen yolda uyanık davranan, arkasına takılan kendisine tabi olan kişileri kurda kuşa yem etmeden, salimen varılacak menzile ulaştırandır. Yol boyunca takip edilen kişide dahil herkes bilir ki yol Allahın yoludur. Bu yolda öne düşen kişi ne ise en arkadaki kişi de odur. Körü körüne bir bağlılıktan ziyade, birlik ve beraberlik içinde bir arada bulunmanın sembolüdür imama tabi olma. Güden, gözü kapalı her nereye sürerse peşindekileri oraya sürükleyen imamda, ona uyan toplumda Allah indinde makbul değildir. Uyarıcılar böylesi durumda toplumu da uyulan imamı da doğru olana çağırır, doğru olanı hatırlatır. Yol boyunca yapılan yanlış tutum ve davranışlar istikametin yönünü değiştirebilir. İstikametin değiştiği anlarda, varılacak menzilin asıl gidilen menzil olmaktan çıktığını hatırlatan, asıl menzili ve yol boyunca doğru davranılması gerektiğini hatırlatır uyarıcılar.

Uyarı doğru ortada olduğunda ya da doğru ortaya çıktığında yapılandır. Doğru ile yanlışın iç içe girdiği, ortamın grileşip bulandığı bir ortamda, kim haklı kim haksız, kim doğru kim yanlış karıştığı bir dönemde uyarıcılar kendilerini sahih bir kaynağa yaslayarak uyarılarını yapmak durumundadırlar. Böylesi bir kaynağa yaslanmayan kişinin uyarıları toplum nezdinde kendisini bağlar. Dikkate alınmaz. Kitap nedir iman nedir bilmeyen bir topluma, o toplumun bir ferdinin isterse haklı çıkışları olsun, kimi bağlar ki? Doğru ve sahih bilginin ulaşmadığı toplumlarda, toplum fertlerinin ne ile sorumlu tutulacağı önemlidir.

Uyarıcılar insana kim olduğunu hatırlatır. Yaratıcıyı tanıtır. Varoluş sebebini ona bildirir. Nasıl bir tutum içinde olması gerektiğini ona öğütler ve yanlış yapana sonucun kötülüğünü göstererek onu sakındırır. Bu bütünlüğü üzerinde bulundurmayan kişi uyarıcı niteliğine haiz değildir.

Doğrular Allahın elindedir. İnsanın doğruyu arama gayret ve çabasıyla doğru orantılı Allahın da o insana doğruyu ulaştırması söz konusudur. Bir adıma on adım, yürüyerek gelene koşarak gitme... Hidayet diye adlandırılan doğru üzere olma hayatın her alanını ve ömrün her saniyesini kuşatan bir durumdur. Hayatının her anında doğru davranışlar sergileme arzusu içinde olan ve en doğru davranışı ortaya koymaya çabalayan insan tüm bu uğraşısında Rabbinin rızasını gözetir. Her hareket ve davranışında O’nun rızasını umar. Rabbin rızasını kazanma onun yap dediğini yapmak, yapma dediğini yapmamaktır. Emredileni yerine getirip yasaklarından kaçınmaktır.

Ve asla bir başkasını hayatına hükmedici olarak karıştırmamak böylesi kişileri tanımamaktır. Bu iman etmenin gereğidir...

İBRAHİM GÜLTER

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

25/2/2009 - Anlaşılır olmak...

Kategori: deneme

Anlaşılır olmak, kişinin ortaya koyduğu kendince önemli ve vazgeçilmezlerinin kendi dışındaki insanlar tarafından tıpkı kendi anladığı anlam örgüsü içinde anlaşılmasını öngörür. Gerek bireysel, gerekse toplumsal çözüm yolları sunma çabası içinde olan aydın ve entelektüeller, adına çözüm yolları aradıkları toplum ve bireyler tarafından anlaşılamamışlardır maalesef.

Bu anlaşılma eksikliği, adına çözüm yolları aradıkları toplum ile aralarındaki bilgi birikimi farkından kaynaklanmaktadır. Böylesi kişileri anlamak için birikim sahibi olmak, sözlerinin kendilerince anlaşılır hale gelmesini sağlayacaktır. Böylesi bir anlaşılırlığı toplumun her kesiminden beklemek abesle iştigal etmek demektir.

Her birey yaşadığı zaman dilimi içinde işgal ettiği yere ister istemez hakim olmak durumundadır. Köyde yaşıyorsa köye, kentte yaşıyorsa kente hakim olmak. Durumunun gerektiği biçimde bir duruş sergilemesi hem kendisi, hem de birebir etkileşim içinde olduğu çevresi tarafından önemlidir. Olması gerektiği gibi davranmayan ya da davranamayan insan çelişkiye düşer ve bu çelişki onu yanlış yapmaya iter. Yapılan yanlış hem kendisine hem de çevresine haksız davranmasına neden olur. ‘Hak olması gerektiği biçim ve şekilde davranmaktır.’ Yanlışlar ve haksızlıklar zinciri toplumun çökmesine, suçsuz insanlarında bir şekilde bundan zarar görmesine sebep olur. Sadece insanlar değil, yanlış yapan kişinin çevresindeki her varlık bundan nasibini alır ve yeryüzü ifsad olur.

Sonsuz ilim sahibi olan Rabbimiz, sahip olduğu ilmiyle biz kullarını kuşatmıştır. Onun sözlerini denizler mürekkep olsa ve ağaçlar kalem olsa yazmaya takat getiremez. Böylesi bir ilim ile kuşanmış olan Rabbimiz, muradını insanlara onların anlayabileceği netlik ve sadelikte anlatmaktadır. Anlaşılır olmak, bu dinin en önemli vazgeçilmezlerindendir.

Bir entelektüelin bir çoban ile iletişiminde, çobanın entelektüelin kullandığı dili anlamaya çalışması değil, entelektüelin çobana muradını onun anlayabileceği biçim forma dönüştürerek anlatabilmesi asıldır. Anlaşılamama çobanı basite alarak değerlendirilmemeli, çözüm yolu sunduğunu zanneden kişinin anlatım eksikliğinden kaynaklandığı bilinmelidir.

Şimdi burada bir başka sorun ile karşılaşılmaktadır. Neden bilirkişi konumunda olan insanlar toplum tarafından anlaşılır bir dili kullanmaktan kaçınmaktadır. Çözüm yolları sunmaktan ziyade farklı olduğunu dillendirme çabası, basit anlatımlar ile köylüleşme korkusu, toplum ile bilirkişiler arasını ayırmaktadır. Bu belki en masum olanı.

Asıl korkunç tarafı ise, bilirkişilerin toplum menfaatine yönelik çözüm yolları aramaktan ziyade toplumu birilerinin sömürü aracı haline getirme çabalarıdır. Toplum bilinçlendirilmektense aksine kendisini aydınlatacak bilgiden uzak tutulması, içinde bulunduğu kör kuyuda hapsolunması istenmektedir. Herkes düşünemez, herkes içinde bulunduğu duruma müdahale edemez. Birileri onun yerine düşünmeli, birileri ona şöyle yap, böyle davran demeli. Güdülen bir toplum haline getirilen yığınlar, rahatlıkla sömürülebilmektedir böylelikle.

Bu duruma bilirkişilerin tamamının alet edindiğini sanmamakla birlikte, aynı anlaşılmaz dili kullanmayı entelektüel olmanın birincil şartı gören hak ve adaleti dile getirmeye çalışan bilirkişi takımı da farkında olmadan aynı hataya düşmektedir.

Gerçek aydın; derdini, varsa çözüm önerilerini toplumun en küçük biriminde yaşayan bir vatandaşa anlatabilendir. Gerçek entelektüel böylesi kişilerdir. Böylesi insanlar toplum içinde kabul görmüş, toplumun ilgi odağı haline gelmiş, insanları peşinden sürüklemişlerdir.

Çobanlığını yaptığım koyun sürüsüne benim gözümle bakamayan, benim nasıl bir yol izleyeceğimi bana söyleyemez...

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/3/2008 - Resule İman

Kategori: deneme

Neyin nasıl olduğunun ölçüsünü bize veren

ve kime ve neye nasıl bakacağımızı bu ölçüyle bize öğreten Yüce Rabbimiz,

bidayette bize her şeyin ismini öğretendir.

Ve bu isimleri bize bildirirken,

kendisine ait olan esmasıyla

diğer isimleri karıştırmamamızı da bizden istemektedir.

Varolan her şeyin

öncelikle Rabbimiz katında bir değeri ve kıymeti vardır.

Ve biz kulları için bu değer ve kıymetin bilinmesi önemlidir.

Hiçbir şeyi boşuna var etmemiş olanın,

her şeye hakkıyla muamele etmemizi istemesi de

O’nun her şeyin egemenliğini elinde bulunduran olması nedeniyle hakkıdır.

Bizler gerek bizi var eden Rabbimiz hakkında bilgi sahibi olmak için,

gerekse yine Onun varettiği her şey hakkında bilgi sahibi olmak için

onun bize sunduğu ölçüyü dikkate almak zorundayız.

Rabbimizin var olan hakkında ki doğru bilgilenme ölçüsü

Kuran’dır.

Peygamberlik müessesesini,

ve müessesenin kutlu üyeleri olan Peygamberler hakkında da

en doğru ve ölçülü bilgiyi de Kuran bize öğretmekte.

Adem’den bu yana insanoğlu

hem yaşadığı alanda var olan varlıkları,

hem de onu var edeni tanımlarken

Rabbimizin yol göstericiliğine ihtiyaç duymuştur.

Çünkü yetersizdir.

Bu yetersizliği zaman zaman hem kendisine

hem de çevresinde ki varlıklara zulmetmesine neden olmuştur.

Rabbim zulmün ortadan kalkması

ve bencilliği yüzünden yolunu ve yolunun izini kaybeden insanoğluna

yeniden yol göstermek amacıyla resuller göndermiştir.

Ama insan gönderilene sahip çıkmamış

dönem dönem doğru olan yolu kaybetmiştir.

Ve yine rahmeti sonsuz olan Rabbimiz

kullarına yine yeniden resuller aracılığıyla

yolunu gösteren ayetler göndermiştir.

Rabbimiz seçtiği elçileri

hep elçi göndereceği kavmin içinden seçmiş.

Böylece elçi o toplum tarafından yadırganmasın.

Toplumun tanıdığı, bildiği, güvendiği kişilerin arasından seçilmiş elçiler.

Her seçilen elçi,

yolu göstermekle kalmamış,

bizzat kendisi de o yolun yolcusu olmuş,

kavmini davet ettiği şeye en önce kendisi uymuştur.

Ama insan oğlu ne yazık ki

kendisini hakka davet eden bu elçileri bile

Allah’a eş koşmakta tereddüt etmemişlerdir.

Onları sahip oldukları özelliklerin üstünde görüp,

ilahlaştırmış

kimisini Allah’a oğul isnat etmiş,

kimisini de

kainatın varoluş sebebi görmüşlerdir.

Bütün bunlara rağmen tüm peygamberler

kendilerine yüklenmeye çalışılan bu beşer üstü özellikleri kabul etmemiş,

kavimlerini bu anlamda uyarmışlardır.

Doğru bir peygamber telakkisi,

Allah’a imanın önemli bir rüknüdür.

Her şeyden önce bütün peygamberler beşerdir.

Bu özellikleri itibariyle çoğu dışlanmış,

kendileri gibi bir beşere uymayacaklarını ilan etmişlerdir.

Rabbimizin hem kudretini göstermek

hem de toplumu sınamak için

Hz. İsa’yı babasız dünyaya getirmiş olması bile

Hz.İsa’nın üzerinden beşer özelliğini silmediği gibi,

O da Allah’ın diğer kulları gibi

O’na kulluktan asla kaçınmaz.

Bu bütün peygamberler için geçerlidir.

Hiçbir zaman kim olursa olsun

Rabbimizin sahip olduğu esmaya ortak yapılamaz

Bunun adı şirktir.

Ve başta peygamberler olmak üzere

Tüm Salih kulların yeryüzündeki yegane görevi

Şirki ortadan kaldırıp

Tevhidi haykırmaktır.

“Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü

neredeyse gökler paralanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.”

Meryem Suresi 90-91

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/2/2008 - TEVHİD ve ŞİRK

Kategori: deneme

TEVHİD ve ŞİRK

Allah’ı ve sıfatlarını gereği gibi tanıyamamanın getirdiği bir sıkıntının neticesinde oluşan şirk anlayışı, yaygın olarak bilindiği üzere bir takım varlıkları Allah yerine koymak, onlara Allah’a inanır gibi inanmak anlamına gelmemektedir. Gerçek şirk Allah’a ait olan sıfatların hem Allah tarafından hem de onun dışında Allah nezdinde itibarı olduğu zannedilen varlıklar tarafından ortaklaşa kullanıldığına inanmaktır.

Allah’a ait olduğunu bildiğimiz bazı vasıfların insanlar tarafından da kullanıldığını biliyoruz. Affetme, merhamet etme, hükmetme vs. İnsanoğlunun Rabbimizin bu sıfatlarını kullanması, Rabbimizin ruhundan Adem’e üflemesinin bir tecellisidir. Rabbimizin emanet ettiği bu vasıfları insanoğlu hoyratça ve bu vasıfların gerçek sahibi Yüce Rabbimizi dikkate almadan icra etmesiyle tuğyan ortaya çıkmakta ve insan azmaktadır. İnsanoğlu hükmeder ama bu hükmetmesi Allah adına olursa kulluk; kendi heva ve hevesi doğrultusunda olursa şirk olur. Adaleleti ve merhameti Allah adına icra ederse kulluk; kendi adına adalet ve merhamet dağıtmaya kalkarsa şirk olur. Bunu Esma’ül-Husna’nın bir çok isminde görebiliriz. Rabbimiz ile arasındaki hassas bağı bu isimler  ile kurmayı beceremeyen insanoğlu zaman zaman gerek Allah’ın pak Resullerini Allah’tan daha merhametli bir konuma sokup, onların şefaatini umarak Peygamber(s.a.v)in göstereceği merhamete Allah’ın rahmetinden daha fazla bel bağlamaya itmiştir. Peygamber(s.a.v)e bile böyle bir bakış açısıyla bakabilen kişi, bu yaklaşımı kendince Allah dostu gördüğü kişilere de gösterebilmektedir. Allah’ın asla geri çeviremeyeceğini hesaba katarak onları aracı olarak kabul etmişler, Allah’ın iznine bağlı olan bu merciyi istedikleri kişilere verebilmişlerdir.

Rabbimiz

sadece kendisine kul olan

ve sadece kendisinden yardım isteyen kullarından eylesin

her birimizi...

Vesselam...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her birimiz bir kelebeğiz aslında... Ne kadar kaldınız sorusuna, Bir kelebek kadar bile diyemiyeceğiz...

Son Yazılar

Kur'an'ın Gölgesinde.../Seyyid Kutub
HZ. PEYGAMBER’İN ÜMMETİNE BIRAKTIĞI REHBER NE İDİ?
Kur'ân ve Sünnet Üzerine
SREBRENİTSA'yı unutmadık...
Kınasın Dünya...

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Dost Siteler

Fikir&Yorum
İktibas Dergisi
Haksöz Dergisi
İktibas Forum
Fecr'in Bloğu
Öze Dönüş
Tevhide Doğru

Diğer Sayfalarım

YouTube
MuslimSpace
LiveSpace
WordPress

Kategoriler

Sohbet Kutusu


NeoCounter

   

Arkadaşlarım

rumuzsehadet
medreseizehra
dernekli
tevhidgenc
birlahza
ruman
ahmet oğuzcan
delaledilemin
yozgatnur66
elfckmk
mnelam
metinol
yeniirmak
mevlana1
receppiskin
dilsizmutercim
bennur76
tefani
tillsim
otoelektrik
ebuzerasrisaadet
kardelensiz
chamdali
kadifece
kalpsevmektenyorulmaz
hayatdenilen
hakikatburada
rufeydem

Videolar

Ezgiler

Kitaro-Koi.mp3

Ziyaretçi Sayısı

Ayın Kitabı

Yoldaki İşaretler

Geocounter

Kitap Dünyası

Elkitap.com

Avrupa Birliği, Türkiye Ve İslam

Yeni Soğuk Savaş

Yavuz Bıyıklılardan Bıyıksızlara

Tarih Tasarımı

Modernleşme: Başkaldırı Ve Değişim

Yakaza

İslam Deklarasyonu

Hayata Armağan Öyküler

Düşünen Öyküler

Anne Baba Çocuk Öyküleri

Gökkuşağı Öyküleri

Bilgelik Öyküleri

Sevgi Ve Şefkat Öyküleri

Rahmet Öyküleri

Gülümseyen Öyküler

Başarı Öyküleri

İlham Öyküleri

Mutluluk Öyküleri