“Kullarıma, acıyan, esirgeyen gerçek bağışlayıcının Ben olduğumu söyle;
en can yakıcı azabın da Benim azabım olduğunu!
VE ONLARA, [yine] İbrahim'in konuklarını anlat:
Hani, o'nun yanına geldiklerinde o'na:
"Sana selâm olsun!" demişler; o da onlara:
"Biz sizden korkuyoruz!" diye cevap vermişti.
(Bunun üzerine) onlar:
"Yo, korkma! Biz sana, kendisine derin ve doğru bilgi bahşedilmiş bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik".
"Üzerime yaşlılık çökmüş olduğu halde, bana böyle bir müjde veriyorsunuz, öyle mi?" diye sordu [İbrahim],
"Peki, hangi [beklenmedik] şeyle müjdeliyorsunuz beni?"
"Seni gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir şeyle müjdeliyoruz; onun için sakın umut kesenlerden olma!" dediler.
[İbrahim:] "Rabbinin rahmetinden, büsbütün yolunu şaşırmış olanlardan başka kim kesebilir ki umudunu?" dedi.
Ve ekledi:
"[Bana başka] bir diyeceğiniz var mı, ey [yüce makamın] elçileri?"
"Biz, doğrusu, günaha gömülüp giden [helak edilecek] bir topluma gönderildik" diye cevap verdiler,
"Lût'un ailesi bu hükmün dışında;
onların hepsini, eksiksiz kurtaracağız,
bir tek, [Allah'ın, hakkında:]
'Biz geride kalanların arasında olmasını öngördük!'
[dediği, Lût'un] karısı bunun dışında".
Hicr 49-60
VE ELÇİLER, Lût'un evine gelince,
(Lût onlara): "Doğrusu, siz [burada] tanınmayan kimselersiniz!" dedi.
Onlar da: "Evet, fakat biz sana, [kö-tülükten yana olanların] şüphe edip durdukları şey[i duyurmak] için geldik" diye cevap verdiler,
"ve sana [gerçekleşmesi kaçınılmaz olan] hakkı getirdik;
çünkü, kuşku yok ki, biz doğruyu söylüyoruz".
Bu durumda artık sen, ailenle birlikte gecenin bir vaktinde yola koyul; sen onları geriden takip et; sizden hiç kimse arkasına bakmasın; yalnızca emredildiğiniz yöne doğru ilerleyin".
Ve [elçilerimiz aracılığıyla] o'na şu hükmü tebliğ ettik:
"Bu [günahkar]ların son kalıntıları da sabaha varmadan silinip ortadan kaldırılacaktır".
Bu arada, şehir halkı sevinerek [Lût'a] geldiler.
[Lût] seslendi: "Bakın, bunlar benim konuklarım;" dedi,
"beni utandırmayın, Allah'tan korkun da beni rüsvay etmeyin!"
Cevap verdiler:
"Biz sana insanlarla görüşmeyi, [onlara kol kanat germeyi] yasaklamamış mıydık?"
[Lût:] "[Niyetli olduğunuz şeyi] ille yapacaksanız," dedi,
"işte bunlar benim kızlarım, [onları alın]!"
[Fakat melekler Lût'a:] "Canı sağolasıca!" dediler,
"[Onlar bu durumda seni hiç dinlerler mi?]
Baksana, [şehvetten] gözleri dönmüş, körcesine sendeleyip, öteye beriye sarkıntılık yapıp duruyorlar!"
Ve derken, tan yeri ağarırken,
[hak ettikleri azabın] gürültüsü apansız yakaladı onları
ve böylece [bu günahkar şehirlerin] altını üstüne getirdik;
belirlenmiş cezanın infazı için üzerlerine
püskürtü halinde sert taşlar yağdırdık.
Şüphesiz, bütün bunlarda, işaretlerden anlam çıkarmasını bilen kimseler için çıkarılacak nice dersler vardır.
Çünkü, gerçekten de [sözü geçen] bu [şehirler]
bugün hâlâ yerinde durmakta olan bir yol üzerindeydiler.
Şüphesiz, bütün bunlarda [Allah'a] inanan kimseler için
çıkarılacak bir ders vardır.
Hicr 61-77
[MEDYEN'İN] ağaçlı vadilerinin sakinleri de,
doğrusu, ıslah olmaz zalim kimselerdi.
Ve bu yüzden onları da hak ettikleri cezaya uğrattık.
Gerçek şu ki, sözü geçen her iki [günahkar toplum] da,
[bugün dahi] görülebilen bir ana yol üzerinde yaşamaktaydılar.
VE [benzer biçimde], Hicr halkı da [Bizim] gönderdiklerimizi yalanlamaya kalkıştılar:
Oysa, onlara mesajlarımızı bahşetmiştik;
ne var ki, onlara inatla sırt çevirdiler;
güya, dağları yontarak kendilerine güvenli konutlar yapıyorlardı:
ama sonunda, (bir) sabah erkenden onları da [hak ettikleri azabın] gürültüsü apansız yakalayıverdi;
ellerine geçirdikleri [güç] kendilerine bir yarar sağlamadı.
İMDİ, [unutma ki,] Biz gökleri ve yeri ve bu ikisi arasında var olan her şeyi, onları [içsel] bir gerçekliğe bağlı kılmadan yaratmadık; [Bu gerçeğin bütünüyle apaçık ortaya çıkacağı] Saat mutlaka gelecektir. Bunun içindir ki, [insanların kusurlarını] güzel,
katıksız bir olgunlukla karşıla:
çünkü, senin Rabbindir, her şeyin özünü bilen
ve her şeyin gerçek ve mutlak Yaratıcısı!
Hicr 77-86
VE GERÇEK ŞU Kİ, Biz sana sık sık tekrarlanan [ayetlerden oluşan] yedili [bir sure] bahşettik
ve [böylece senin önüne] yüce Kur'an'ı [açıp serdik]:
[O halde, hakkı inkar eden] birtakım kimselere verdiğimiz dünyevî zenginliklerden yana gözünü çevirme.
Ve [seni umursamıyorlar diye] onlar için üzülme;
fakat müminlere kol kanat ger,
ve de ki: "Haberiniz olsun, ben [Allah'ın vaad ettiği] açık sözlü uyarıcıyım!"
[Bir ilahî kelâm bağışladık sana], tıpkı onu [sonradan] bölüp parçalayanlara indirdiğimiz gibi,
işte onlar, [şimdi] Kur'an'ı da tutarsız, insicamsız bir anlam [demeti] olarak göstermek istiyorlar!
Rabbine andolsun ki, onların hepsini [Hesap Günü'nde] sorgulayacağız,
(hem de) bütün yapıp-ettiklerini hesaba katarak!
Öyleyse artık, sana [açıklaman] emredilen şeyi açıkça ortaya koy ve Allah'tan başkasına ilahi nitelikler yakıştıran o kimseleri kendi hallerine bırak:
çünkü, ilahî mesajı küçümseyen,
onunla alay edenlere karşı Biz sana yeteriz;
o kimseler ki, Allah'la beraber başka ilahi güçlerin de var olduğunu vehmediyorlar; ama nasıl olsa, [gerçeğin ne olduğunu] yakında öğrenecekler.
Söyledikleri [karalayıcı] şeylerden ötürü içinin daraldığını kuşkusuz, biliyoruz:
Fakat sen yine de Rabbinin yüceliğini, sınırsız kudret ve kemalini övgüyle an; [O'nun huzurunda] teslimiyet içinde yere kapanan kimselerden ol,
ve ölüm sana erişinceye kadar Rabbine kulluk et.
Hicr 87-99
....
|