İyilik su gibidir, içmeyen ölür.....

27/4/2008 - “ŞEHÂDET” KAVRAMI ÜZERİNE

“ŞEHÂDET” KAVRAMI ÜZERİNE

 

Kurân’da geçen “şehâdet” kelimesi, günümüzde, “Allah yolunda katlolunanlar” anlamına mahkûm edilmiştir. Oysa iyi bir tahlille, bu kelimenin daha kapsamlı bir mânâya delalet ettiği ortaya çıkmaktadır.

Bu hususu, meşhur müfessir Fahru’d-dîn Râzî (v. 606 H)’nin tefsirinden iki alıntı yaparak işlemeğe çalışacağız.

Râzî, Nisâ sûresinin:

“Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse, işte onlar, Allâh’ın ni‘met verdiği peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştır! (51)

âyetinin tefsirinde şöyle der:

“Şehâdet” kelimesinin “kâfirler tarafından katledilmiş kişi”ye hasredilmesi caiz değildir. Bunun birkaç sebebi var:

1.      Bu âyet “şehâdet” mertebesinin dinde yüce bir mertebe olduğunu ifade ediyor. Halbuki (mücerred) bir insanın kâfirler tarafından öldürülmesi şeref arttırıcı bir durum olamaz. Çünkü böyle bir öldürülme, bir fâsık veya Allah katında değeri olmayan bir kimse için de sözkonusu olabilir.

2.      Mü’minler “Yâ Rabbi, bize şehadet nasib et!” diye dua ediyorlardı. Eğer “şehâdet” bir kâfirin kendisini katletmesi şeklinde anlaşılırsa, bunlar Allah’tan, kâfirlerin kendilerini öldürmelerini taleb etmiş olurlardı -ki bu câiz değildir. Zira, bir kâfirin kendisini öldürmesini talep etmek küfürdür. Allah’tan, “küfür” olacak bir şeyi talep etmek nasıl caiz görülebilir?

3.      Hz. Peygamber’in “Karın sancısından ölen de, suda boğulan da şehiddir” buyurmuş olduğu bilindiğine göre, “şehâdet”in sadece (düşman silahıyla) öldürülmekten ibaret olmadığı anlaşılır.

“Şehîd” ism-i faildir ve “şâhid” anlamına gelir. Bu anlamda “şehîd”, Allah’ın dininin doğruluğuna şehadet eden kimsedir: Bu bazan sözle, tebliğle; bazan da kılıçla, mızrakla olur. O halde “şuhedâ”, adaletle ayakta duranlardır (adaletle hükmedenlerdir). Bunlar, Allah Taalâ’nın Âl-i İmran: 18 âyetiyle işaret ettiği “El-qâimine bi’l-qist”olanlardır:

Allâh, kendisinden başka tanrı olmadığına şâhiddir. Melekler ve ilim sâhipleri de adâletle şâhiddir (ki O’ndan başka tanrı yoktur).

Allah yolunda katlolunanlara da; Allah’ın dininin hak olduğuna, onun dışındaki her yolun batıl olduğuna tanıklık için canını feda ettiği cihetle “şehîd” denmiştir.”1

Râzî, “Allah yolunda katlolunanlar”i öven iki âyetten2 biri olan:

Allâh yolunda öldürülenlere (katl kelimesiyle), “ölüler”(emvât kelimesiyle) demeyin; hayır, onlar diridirler, ama siz anlamıyorsunuz. (Bakara:154)

âyeti münasebetiyle de şunları söyler:

Müşrikler diyorlardı ki: “Muhammed’in ashabı, O’nun uğrunda kendilerini öldürüyorlar, kendilerini feda ederek bu dünyadan bir fayda temin edemeden hayatlarını boşu boşuna yitiriyorlar” (...) Allah Taalâ:

“Sizler de kâfirlerin dediği gibi “Onlar artık ‘emvât’ (yani “hiçler”), (bir daha) dirilmeyecekler ve dünyada katlandıkları bu fedakârlıklarının karşılığını görmeyecekler” demeyin. Biliniz ki onlar diridirler -yani dirilecekler; (dünyadaki
bu fedakârlıklarının) karşılığını görerek ni’metlere erişecekler.”

buyurmaktadır.

Râzî, burada “diridirler” (ahyâun) ifadesinin “dirilecekler” anlamında kullanıldığının, benzeri âyetlerden3 kolayca çıkarılabileceğini ifade eder.  Ve bu yorumun El-Kâ’bî ve Ebu Muslim el-Isbehânî’nin tercihi olduğunu hatırlatır.

Aynı yorum tarzının, Ebu’l-Qâsım Abdurrahmân b. İshaq ez-Zeccâcî (v. 340 h.)’nin “İştiqâqu Esmâi’llâh” isimli eserinde de tercih edildiğini görüyoruz. Ez-Zeccâcî; esmâu’l-husnâ’dan “Eş-Şehîd” maddesini işlerken, aynı âyet (2:154) münasebetiyle şöyle yazar:

Müşrikler “Muhammed’in ashabı O’nun uğrunda bu savaşta4 kendilerini öldürüyorlar; heba olup gidiyorlar. (Yazık!)” diyorlardı. Allah, böyle diyenlere, o öldürülenlerin gerçekte yok olmadıklarını, kendi hükmünde hayatta olduklarını ve gelecekte diriltilerek cennetinde ebedi kalacaklarını bildirmektedir.4

Biraz Tefekkür:

Râzî ve Zeccâcî’den yaptığımız nakillerden aşağıdaki hususları elde edebiliyoruz:

·  “Şehîd” sıfatı, sadece, “kâfirler tarafından katledilmiş kişi”lere hasredilemez. Allah yolunda hayatını vakfetmiş, hayatı ile dinine şahitlik (tanıklık) etmiş her mü’min-müslim kişi için kullanılabilir. Kur’ân’da mutlak olarak ifade edilen ve Râzî’nin yukarıda tartışma konusu ettiği Nisâ:51 âyetindeki “şuhedâ” kelimesinin dışındaki bütün “şehîd” ve “şuhedâ” kelimelerinde “şahid” mânâsına geldiği açıkça görülmektedir.

·  Allah’dan düşmanın silahıyla ölmesini dilemek caiz değildir. Ancak, genel anlamı içerisinde “şehîdlik” dilemek meşru ve caizdir.

·  Asli mânâsıyla peygamberlerin hepsine ve hayatları müslümanların hüsn-ü şehâdetine mazhar olmuş her müslümana (Hz. Ebu Bekr gibi) –normal bir ölümle de ölmüş olsalar- “şehîd” demek câizdir. Bu hükmümüzle, Allah yolunda katlolunmuş müslümanların “şehîd” olduklarını inkâr etmiş olmuyoruz. Elbette onlar, o uğurda hayatlarını noktalayan inananlar olarak daha üstün bir “şehîdlik” örneği vermişlerdir. Fakat en yüce şehîd elbette Hz. Peygamber’dir.

·  Şehidlerden bahsedildiği kabul edilen 2:154, 3:169 âyetlerinden hareketle, onların, kelimenin tam anlamıyla ölmemiş olduklarını, diri olup aramızda dolaştıklarını söylemek doğru değildir. Buradaki “dirilik” ancak mecaz, ya da “ba’s” olarak kabul edilebilir. Dikkat edilirse, her iki âyette de “şehîd” kelimesi geçmez. Âyetlerde “katlolunma” kabul edilmekte, ancak bu katlolunmanın, (ba’se inanmayanların sandıkları gibi) bir “yok” oluş veya “hebâ” oluş şeklinde anlaşılmaması gereği vurgulanır. Bu nüansla “yuqtelu” ve “emvât” kelimeleri kullanılmıştır. Bunun idrâkinde olan eski tarihçiler de –hiçbir saygısızlık kaygısı duymadan- “(Hz.) Osman’ın Katledilmesi” şeklinde başlıklar atabilmişlerdir.

·  Bu anlamıyla başka ideolojilerin de “şehîd”lerinden sözetmek mümkündür. Ancak ideolojilerin “bâtıl” olduğu söylenebilir.

 

[1] Râzî, Tefsir, 4:51 âyetinin tefsirinde.

[2] 2:154, 3:169.

[3] 82:13’deki “le-fî na’îm ve le-fî cahîm”; 18:29’daki “ehâte”; 7:38’deki “fî’d-derki’l-esfeli” ve 22:56’daki “fî cennâtin” ifadelerinin hep gelecek zaman siğasıyla karşılandıklarını örnek olarak verir.

[4] Burada kasdedilen Bedir Savaşı’dır. Bu savaşta Ansar’dan bazı gençlerin ölmesi üzerine münafıklar yukarıdaki ifadelerle Medine’lileri tahrik ediyorlardı.

[5] A.g.e. s.133

 

 Hikmet Zeyveli

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/4/2008 - Muhammed (a.s)'in Örnekliği

Kategori: alinti

Muhammed (a.s)'in Örnekliği

 

Kur’an’ı rehber edinen ve yalnız Kur’an diyen Müslümanlar bugün Hz. Muhammed’in örnekliği konusunda ihtilafa düşüyorlar.

Bir kısım Müslümanlar diyorlar ki “Hz. Muhammed Kur’an’ı rehber edinmişti öyleyse biz de Kur’an’ı rehber edinmekle vazifeliyiz eğer Resul sağ olsaydı ona tabi olurduk, onun cemaati olur ona bey’at ederdik ama o şimdi aramızda değil dolayısıyla aramızda olmayan bir peygamberin örnekliği ancak Kuran’la sınırlıdır. Onu Kur’an’dan anlatıldığı ve tanıtıldığı kadar örnek alırız Kur’an dışından gelen haberlerin bizim için hiçbir manası olamaz. “

İtiraf etmeliyim ki bende önceleri böyle düşünüyordum. Bu düşüncelerin olgunlaşmasının sebebi içinde yaşadığımız toplumun kurana uymayan ilahlaştırılan bir peygamber anlayışının olmasıydı. Topluma kuranın mesajı ile gidildiğinde hemen bu resul imajı ile önünüze çıkıyorlardı. Sahih dedikleri kitapları ve sünnet dedikleri anlayışları kurana uymayan bilgiler içerdiğinden ve bu bilgiler dogmalaştığından ya Kur’an yada Mişnalarınız tepkisi ile çıkmıştık.

Zaman içinde metot yanlışlığı yaptığımızı düşünmeye başladım. Ve bu konuda Kur’an’ın nasıl bir metod izlememizi istediğini araştırınca Hz. Muhammed’in de benzer bir sorunla karşı karşıya olduğunu fark ettim.

Hz. Muhammed İbrahim’in tahrif edilen dinine inanan insanların arasında yetişmişti. Bu insanlar İbrahim’in yolunu izlediklerini onun ümmeti olduklarını iddia ediyorlardı. Hz. Muhammed onlara işte ben peygamberim İbrahim sağ olsaydı ona uymanız emredilirdi o sağ değil öyleyse ona değil bana uyacaksınız. Demesi ve İbrahimi geleneği tamamen reddederek yeni bir gelenek oluşturması emredilmiyor. Aksine İbrahim’i sahiplenmesi ve ondan gelenleri şirk unsurlarını ayıklayarak aynen kabullenmesi salık veriliyor.

16:120 Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir Hanif olarak Allah'ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi.

16:121 Rabbinin nimetlerine şükrederdi; Rabbi de onu seçti ve doğru yola eriştirdi.

16:123 Sonra da sana: "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik.

3:68 İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.

3:95 De ki: Allah doğruyu söylemiştir. Öyle ise, hakka yönelmiş olarak İbrahim'in dinine uyunuz. O, müşriklerden değildi.

4:125İşlerinde doğru olarak kendini Allah'a veren ve İbrahim'in, Allah'ı bir tanıyan dinine tâbi olan kimseden dince daha güzel kim vardır? Allah İbrahim'i dost edinmiştir.

6:161 De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.

Şimdi bazı arkadaşların İbrahim’in dinine uy emrini o İbrahim’in dinini Kur’an’dan öğreniyordu zaten onun dini İbrahim’in dini aynı din idi dediklerini duyar gibiyim. Doğrudur Hz İbrahim’in de Hz Muhammed’in de dini İslam’dı ve Hz Muhammed’e bu din Allah’ın vahyi ile öğretiliyordu ama o kendisine gelenek yoluyla gelen doğruları da uyguluyordu. Tabiidir ki bunlar için seçici davranıyordu.

9:70 Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberi onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki, Allah onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler.Bakınız halk arasında gelen haberlerin doğruları kuran tarafından bile referans olarak kullanılıyor. Bunun Kur’an ile tasdik olan başka örneklerini de özellikle ritüellerden hatırlayabiliriz. Mesela

2:183 İnananlar, sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, sakınmanız için size de farz kılındı.

Ayeti ile hiçbir tarif getirmeden İbrahimi gelenekten görerek oruç tutulması emrediliyor. Belli ki Müslümanlar farz kılınmadan evvel de oruç tutuyorlar ama tutmayanlar da var. Ve farz kılınınca hepsi İbrahimi gelenekten gelen haberlere göre oruç tutmaya başlıyorlar.

Geleneklerden öğrendikleri oruçta akşam, imsak arasında cinsel ilişki yasaklanıyordu ve bu evli çiftlere zor geliyordu. Allah bu hükmü değiştirdi ancak kuran ile değiştirmeden önce yapılan aksi davranışları af (af ancak suç içindir) kapsamında zikretti.

2:187 Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı, onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi biliyordu, bu sebeple tevbenizi kabul edip sizi affetti; artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırdedilinceye kadar, yiyin için, sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescitlerde itikafa çekildiğinizde kadınlarınıza yaklaşmayın. Allah insanlara yasaklardan sakınsınlar diye ayetlerini böylece apaçık bildirir.

Şimdi bu ve Kur’an’dan onlarca misalini verebileceğimiz örnekler hiçbir açık kapı bırakmıyor ki Hz. Muhammed İbrahimi gelenekten gelen haberleri vahye aykırı olmadıkça kullanmış. Namazını bu haberlere uygun kılmış orucunu bu haberlere uygun tutmuş haccını bu haberlere uygun yapmıştır.

Eğer bizlerde Kur’an’ın metodunu kullanacak isek Nebevi haberleri aynı Hz Muhammed’in yaptığı gibi vahye uyanlar ve uymayanlar diye ikiye ayırıp vahye uyanları kabul uymayanları reddetmek durumundayız.

Bu demek değil ki herkes hadis külliyatını okumak zorunda yada hadisler kuranın yanında bir teşrii kaynağı kabul edilebilir. İşte denge bu noktada gerekiyor. Ne hadis ve sünnet kaynaklarında var diye vahye uymayan bir haberi alabiliriz nede kurana ters düşmediği halde nebevi haberlere cephe alabiliriz.

Mesela Kur’an’da bayram namazlarından hiç bahsetmez ama Nebevi gelenekte bayram namazı var ne yapmalıyız? Kur’an’da namazın rekatlarından bahsetmez ama nebevi uygulamada bu ihtilafsız bir haber olarak sabah 2, öğle 4, ikindi 4, akşam 3, yatsı 4, olarak mevcut ne yapmalıyız?

Tabiidir ki Kur’an’ın gösterdiği yolu izleyerek bayram namazlarını da namazların rekatlarını da Hz Muhammed’in uyguladığı gibi uygulayacağız. Ancak bütün haberler bu misaldekiler kadar net değil. birde ihtilaflı haberler geliyor.

Nebevi haberlerde kadınlara iyi davranıldığı onlara insanca muamele yapıldığı ve hatta resulün hanımlarına kötü davrananları azarladığına dair haberler var fakat aynı kaynaklarda cehennemin kadınlarla doldurulacağı haberleri de var şimdi hangi haberlere itibar etmeliyiz?

Cehennemin kadınlarla doldurulacağı haberi iki yönden sakat bir haber birincisi gaybtan bilgi veriliyor peygamber Allah bildirmedikçe gaybı bilemez İkincisi bu haberde kadınlara baskı yapmak isteyen erkeklerin polemikçi yaklaşımları rahatlıkla fark ediliyor.

birinci guruptaki rivayetler ise üstünlüğün kulluk bilincinde (takva) olduğunu söyleyen kurana daha uygun öyleyse o rivayetler doğrudur. Arzu eden olursa bu misalleri çoğaltır ve vasat davranışın tezahürlerini görüşebiliriz. Ama Kurani metod üzerinde yoğunlaşırsak daha verimli olur kanaatindeyim. Kısaca toparlamak gerekirse ben Kur’ani metodun aynı Hz Muhammed’in İbrahimi sahiplendiği ve onu müşriklere terk etmediği gibi bizimde Muhammed’i (as) sahiplenmemizi müşriklere terk etmememizi emrettiğini düşünüyorum. Hadis siyer ve sünnet kaynaklarını da ayıklanması gereken tarihi vesikalar olarak görüyorum. Toptan reddetmeyi ise hem kolaycılık hem de Kurani öğretiye aykırı görüyorum.

Selam ve dua ile.

Alıntı...

 

6 YorumYorum yaz!Bağlantı

17/3/2008 - Resul Aleyhissalatu Vesselam ve Ashabı...

Kategori: alinti

Resul (a.v.s) ve Ashabı...

 

Çöle inen bir nurdu O

Yaratandan belgelerle...

Haber veren kıyametten

İnsan olana

 

Cennetten ve özgürlükten

kutsal müjdelerle gelen

Merhametin, adâletin, direnişin Peygamberi

Bulutların ve göklerin

Yollarına eğildiği

Sözleri evrenin nabzında atan

O ki

Allah’ın en güzel hediyesi

 

Ve etrafında halka halka

Allah’ın çağrısına gelenler...

Bağlılığın, yürekliliğin, dirilişin ufukları

Putlara baş kaldıran

Aynı acının çocukları...

 

İşkenceden, Bedir’den, Uhud’dan birer belgedir

Yaraların damar gibi sardığı bedenleri

Allah’ın Peygamberine siper olanlardır onlar

Hep ona dönüktür,

Habercilerin en güzeline dönüktür

Yüzleri

 

Adı silinmeye yüz tutmuş, gözüm gibi sakladığım

Ve sürekli dinlediğim bir kasetin içinden

İbrahim Sadri’nin (eski) seslendirdiği dizeler

Paylaşmak istedim...

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/3/2008 - Resule İman

Kategori: deneme

Neyin nasıl olduğunun ölçüsünü bize veren

ve kime ve neye nasıl bakacağımızı bu ölçüyle bize öğreten Yüce Rabbimiz,

bidayette bize her şeyin ismini öğretendir.

Ve bu isimleri bize bildirirken,

kendisine ait olan esmasıyla

diğer isimleri karıştırmamamızı da bizden istemektedir.

Varolan her şeyin

öncelikle Rabbimiz katında bir değeri ve kıymeti vardır.

Ve biz kulları için bu değer ve kıymetin bilinmesi önemlidir.

Hiçbir şeyi boşuna var etmemiş olanın,

her şeye hakkıyla muamele etmemizi istemesi de

O’nun her şeyin egemenliğini elinde bulunduran olması nedeniyle hakkıdır.

Bizler gerek bizi var eden Rabbimiz hakkında bilgi sahibi olmak için,

gerekse yine Onun varettiği her şey hakkında bilgi sahibi olmak için

onun bize sunduğu ölçüyü dikkate almak zorundayız.

Rabbimizin var olan hakkında ki doğru bilgilenme ölçüsü

Kuran’dır.

Peygamberlik müessesesini,

ve müessesenin kutlu üyeleri olan Peygamberler hakkında da

en doğru ve ölçülü bilgiyi de Kuran bize öğretmekte.

Adem’den bu yana insanoğlu

hem yaşadığı alanda var olan varlıkları,

hem de onu var edeni tanımlarken

Rabbimizin yol göstericiliğine ihtiyaç duymuştur.

Çünkü yetersizdir.

Bu yetersizliği zaman zaman hem kendisine

hem de çevresinde ki varlıklara zulmetmesine neden olmuştur.

Rabbim zulmün ortadan kalkması

ve bencilliği yüzünden yolunu ve yolunun izini kaybeden insanoğluna

yeniden yol göstermek amacıyla resuller göndermiştir.

Ama insan gönderilene sahip çıkmamış

dönem dönem doğru olan yolu kaybetmiştir.

Ve yine rahmeti sonsuz olan Rabbimiz

kullarına yine yeniden resuller aracılığıyla

yolunu gösteren ayetler göndermiştir.

Rabbimiz seçtiği elçileri

hep elçi göndereceği kavmin içinden seçmiş.

Böylece elçi o toplum tarafından yadırganmasın.

Toplumun tanıdığı, bildiği, güvendiği kişilerin arasından seçilmiş elçiler.

Her seçilen elçi,

yolu göstermekle kalmamış,

bizzat kendisi de o yolun yolcusu olmuş,

kavmini davet ettiği şeye en önce kendisi uymuştur.

Ama insan oğlu ne yazık ki

kendisini hakka davet eden bu elçileri bile

Allah’a eş koşmakta tereddüt etmemişlerdir.

Onları sahip oldukları özelliklerin üstünde görüp,

ilahlaştırmış

kimisini Allah’a oğul isnat etmiş,

kimisini de

kainatın varoluş sebebi görmüşlerdir.

Bütün bunlara rağmen tüm peygamberler

kendilerine yüklenmeye çalışılan bu beşer üstü özellikleri kabul etmemiş,

kavimlerini bu anlamda uyarmışlardır.

Doğru bir peygamber telakkisi,

Allah’a imanın önemli bir rüknüdür.

Her şeyden önce bütün peygamberler beşerdir.

Bu özellikleri itibariyle çoğu dışlanmış,

kendileri gibi bir beşere uymayacaklarını ilan etmişlerdir.

Rabbimizin hem kudretini göstermek

hem de toplumu sınamak için

Hz. İsa’yı babasız dünyaya getirmiş olması bile

Hz.İsa’nın üzerinden beşer özelliğini silmediği gibi,

O da Allah’ın diğer kulları gibi

O’na kulluktan asla kaçınmaz.

Bu bütün peygamberler için geçerlidir.

Hiçbir zaman kim olursa olsun

Rabbimizin sahip olduğu esmaya ortak yapılamaz

Bunun adı şirktir.

Ve başta peygamberler olmak üzere

Tüm Salih kulların yeryüzündeki yegane görevi

Şirki ortadan kaldırıp

Tevhidi haykırmaktır.

“Rahman'a çocuk isnat etmelerinden ötürü

neredeyse gökler paralanacak, yer yarılacak, dağlar göçecekti.”

Meryem Suresi 90-91

8 YorumYorum yaz!Bağlantı

4/3/2008 - Belli Olmaz Kimliği Arkadan Vurucunun

Belli Olmaz Kimliği Arkadan Vurucunun

kim bilir bizim bildiğimizi
suratımızda maske
kitabımızda yalan yok
tanımakta ustayızdır münafığı
ve de arkadan vuranı
öfkenin ve öçalmanın zamanını
iyi biliriz,
kim bilir bizim bildiğimizi
ölümden sonraki
ve önceki hayatı
ve mutluluğu.

duyarız
sâdık duyarız
doğmadan güneş
daha gölgesi düşmeden arza
hiçbir canlının
daha uyanmadan çiğ altında filizler
bize dar gelir yataklar
silkinir seyrederiz
ak ipliğin
kara iplikten ayrıldığı anı,
günde beş vakit temizleriz zamanı
kim bilir bizim bildiğimizi
kim tanır
arkadan vuranların yıkamadığı
sessiz kahramanı

2.
bütün düşmanlıklarınız
bize rahmet getirir
haberiniz yok
mazluma kıymak yoktu
-ya nasıl kıydınız insana-
ah
yüzünüz gerçek değil ki utana
lakin 'savaş
gerçek yüzünü gösterince'
yırtıldı maskeleriniz
çıktı münafıklığınız meydana

3.
kurşun yarasına çare bulunur
çare bulunmaz yalana
demire dayanır da dişlerimiz
kalleşliğe dayanmaz yürek

4.
toplanıp hesapladılar
unutarak büyük hesabı
unutarak insanı
arkadan avlamanın zilletini.

hedefe kim gelirse vurmak için
gül yüzlü bir çocuk mu
dul bir kadın mı
yetim mi öksüz mü kimsesiz mi
demeden
parmakları erkekçe katlandı bu zahmete
çekti tetiği
yere düşen silahsızın üstünde
kan içerek paylaştılar zaferi
hasımsız bir alanda
yumruklar gökte

5.
ama ağıt mı yakacağız.
yas mı tutacağız.

bizde güneş tutulur
yas tutulmaz,
bizde dayanmanın adı şükür
bizde bilenmenin adı sabır
bizde savaş ölüm değil hayattır
bizde düşman insan değil,
fikirdir.

silaha silahla karşı koymanın
yeri de vardır
yalnız kalleşlere uygulanamaz.

6.
sen yalnız
silah elindeyken savaşırsın
bense
senin beynini kemiren putlarla
savaştayım her an..

ben
vurulurken bile seni düşünürüm
biliyorum
benden daha çok acılar içindesin
seni mahvetmeye yeter ölüm korkusu
ölümü -yalan mı-
bir an düşünmeğe dayanamazsın
bu sana vahşeti öğretmiştir
ancak kan içince rahatlarsın.

 

Metin Önal Mengüşoğlu

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her birimiz bir kelebeğiz aslında... Ne kadar kaldınız sorusuna, Bir kelebek kadar bile diyemiyeceğiz...

Son Yazılar

Hayatın Hülâsâsı Tevhid
De ki: "Ey kafirler." (1)
Turnalar dile gelse
Müşriklere söylenen (haykırılan) gerçekler...
ONLARA DE Kİ:

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Dost Siteler

Fikir&Yorum
İktibas Dergisi
Haksöz Dergisi
İktibas Forum
Hanif Dostlar
Öze Dönüş
Tevhide Doğru

Diğer Sayfalarım

YouTube
MuslimSpace
LiveSpace
WordPress

Kategoriler

  • alinti
  • deneme
  • Egitim
  • kavramlar
  • Kuran
  • Seyyid Kutup
  • siir
  • Sunnet
  • tertil
  • Video
  • NeoCounter

    Arkadaşlarım

    enpopuler
    mgezer38
    hazell
    hiramusta
    HazanMevsimleri
    sennil27
    sgulter
    huzunmevsimi
    mnelam
    dilsizmutercim
    solmaz1
    okanbozkurt
    TevhidGenc
    yonelis
    fatma46
    yeniirmak
    yozgatnur66
    sevgialemi
    fzehra
    gulergun
    can2007
    onurxt
    gulkokulum
    rumuzsehadet
    bennur76
    ebuzerasrisaadet
    kulkedisisendromu
    SahadetGulu
    salat20
    Huzuryolu1
    subat75
    medreseizehra
    aliseriati
    mirdad10
    Ruman
    sonsuzmektup
    burakocalan
    zulcenaheyn
    esenbey
    safaaldemir
    ululelbab
    milletiibrahim
    gercekislam
    receppiskin
    CiiciiKiz
    deruniask
    erkambin
    Allame
    duaufku
    kalpsevmektenyorulmaz
    DELALEDILEMIN
    mevlana1
    kadifece
    tefani
    dernekli
    otoelektrik
    chamdali
    hakikatburada
    TILLSIM
    kaprislikalp
    zahara
    hayatdenilen
    rufeydem
    Kardelensiz
    METINOL
    elfckmk
    birLahza
    Bahram
    filozofcan
    mtaha
    Acihangir
    mollakadir
    islamiyetnurlari
    nurcuu
    dildade
    aeb23
    ayvenur
    banucagri
    mukaddime
    hayber
    cimkim
    ebruname
    meteliksiz
    yakzan
    sendegittin
    lila86
    sonsuziman
    hakkdostu
    huzuriklimi
    7x7x7
    marmides
    mihriban65
    yurtseverbirlik
    vahdetfm
    ebvaa
    Beyazkalemim
    genetikvebilim
    egitimspormizah
    ebuhureyyre
    ruzun
    sohbetsevenler
    2563
    anguzelblogg
    anne66
    teknikpcdersleri
    siirseviyorum
    hayateylul
    fiktev
    genetiknedir
    sbndrk
    hubeyb33
    bayramsekeri
    enginsalli
    erva
    webtc
    rahmettfm
    zehirliok
    ahid77
    sonsuzruh
    umut27
    ResuleVuslat

    Videolar

    Ezgiler

    Kitaro-Koi.mp3

    Ziyaretçi Sayısı

    Ayın Kitabı

    Yoldaki İşaretler

    Geocounter

    Kitap Dünyası

    Elkitap.com

    Avrupa Birliği, Türkiye Ve İslam

    Yeni Soğuk Savaş

    Yavuz Bıyıklılardan Bıyıksızlara

    Tarih Tasarımı

    Modernleşme: Başkaldırı Ve Değişim

    Yakaza

    İslam Deklarasyonu

    Hayata Armağan Öyküler

    Düşünen Öyküler

    Anne Baba Çocuk Öyküleri

    Gökkuşağı Öyküleri

    Bilgelik Öyküleri

    Sevgi Ve Şefkat Öyküleri

    Rahmet Öyküleri

    Gülümseyen Öyküler

    Başarı Öyküleri

    İlham Öyküleri

    Mutluluk Öyküleri