kınasın dünya.. kınasın dünya halkları.. barış,uzlaşma formülleri arasın insanlar.. hümanizm çığlıkları atsın, bir yerlerde entel ....lar. yeni dünya düzenleri planlasın emperyalistler. geyik muhabbetiyle geçirsin ömrünü aydınlar. kılı kırk yarsın bakalım hukukçular. desinler ne diyeceklerse.. A yı,B yi öğretsin öğretmenler, körpe beyinlere. A deyince at,B deyince bıyık, hatırlatılsın bakalım yavrulara. terziler kravat diksin, frak diksin,tuvalet diksin baylara, bayanlara,balolar için,partiler için. berber fön çeksin,kuaför meç yapsın, perma yapsın saçlara.. tv.de gece keyfi sunsun medya, benliği çalınan kitlelerin ağız suyuna.
kuyrukta bekletilsin emekliler,emekliliği boyunca bürokratlar,başsağlığı dilekleri yetiştirsin, grizulara kurban giden işçilerin ardından. komaya girsin sarhoşlar,ayyaşlar.. macit,oynaşını gezdirsin, banka kredisiyle aldığı mercedesle. figen,kanişini beslesin, avrupa patentli it yağıyla. genelevler dolup taşsın.. fahişelerden alınan vergilerle, yollar köprüler,barajlar yapılsın, imamların maaşları ödensin öyle mi?... kınasın dünya milletleri.. mekik dokusun arabulucular.. hoşgörüsünü esirgesin medeni hükümetler.. sosyal demokrat teorisyenler. varolsun vesaire güruh. insalcıllıktan dem vursun, köy enstitüsü kılıklı,demokrat zevat. sanat söylemleri versin,kıçı kırık teresler. rüşvet alsın kodamanlar, futbolcu,transfer hayalleri kursun, milyar kapısından. darbe hevesleri beslesin kursaklarında, fanatik laikçiler... öyle mi?...
kınasın papa.. kınasın vatikan kilisesi.. ortodoks ruhani lider,.başhaham durmasın. lemalar tekzib etsin ne yazar? nota göndersin bilmem hangi devletin cumhur reisi. meclislerde,bütçe müzakereleri tartışıladursun, hararetle. enflasyon alsın yürüsün. emisyon hacmi görüşülsün komisyonlarda. kapalı kapılar ardında pay edilsin milli araziler. afrikalı aç çocuklar için toplanan yardım malzemeleri, talan edilsin. hiç edilsin emek,haram helal gözetmeden, masa başlarında. yoksulun yiyeceği alınsın elinden, çöp bidonlarını yalasın, açlıktan nefesi kokanlar. amerikan bayraklı blue jeanlar giysin yeni yetmeler ateriyle oyalansın, kenar mahallenin sümüklü çocukları öyle mi?...kınasın dünya..
kınasın hicaz müftüsü.. conileri çağırsın,bir milyar müslümanın, kıblegahını korumaya.. sazlı sözlü petro-dolar alemler yapılsın, kutsal topraklar üzerinde.. esirgesin şeyhler kuruşlarını hayır için.. fetva üretsin,nabız şerbeti niyetine, fetva makamları. sultanların gölgesinde gölgelensin. hurma yemenin kırk bin faziletini, kırk bin ciltlik kitaplarda anlatsın, şerhini düşsün icabında öyle mi?...
kardeşlerim tahin ekmeğini bölerken 14 e ayın 14 üne yakalanırken dağlarda, 14 lülerle taranırken vahşice, daha 14 ünde vurulurken.. öyle mi?...
kurşun ağırlığını omuzlarında taşırken kul olmanın.. tevhidi bir hayat arzusu kavururken içlerini, sızım sızım, barut ve kanla örerken,hayat dantelasını öyle mi?...devlet başkanının alnı, secdeye değiyormuş bir ülkenin. bana ne! kardeşlerim gömülürken topluca mezara, ölümün,işkencenin envai çeşitleri uğruyorken can evlerine, faiz oranları düşüyormuş başka bir ülkede, bana ne! kardeşlerim,çocuklarını yetim, eşlerini dul bırakıp, dağlarda bir kavgaya tutuşuyorken ölümüne, bir ülkede artık esanslar alkolsüz üretiliyormuş.. kime ne! yetimler,öksüzler,dullar, şehit anaları,şehit babaları, "inna lillah ve inna ileyhi raciun" hükmüne razı olurken. rızk endişesini,ellerinin tersiyle kenara itmiş, onca yoksulluğa rağmen. şeker bayramları hararetle kutlanıyormuş , bir ülkede hala. kime ne!
iyi anlat kardeşim.. iyi anlat ölmediğini,ölmediğimizi.. iyi anlat ölümün pahasını, kavgaysa kavga,dövüşse dövüş, savaşsa savaş!! kardeşim.. canım canına can olsun, kanımı kanın say. elerimde elin olsa ahh.. birde seninle gecelesem dağlarda, seninle vuruşsam yan yana.. vurulsam..oraya,oracığa gömseler beni, yanına,yanıbaşına.. kırmızı laleler filizlense toprağımda nazlı nazlı. kıyamete kadar,şehit şehit koksam, şehit şehit tütsem.. ben bir şehit oğluyum dese oğlum.. ve.. alnımdan öpse melekler....
İslam güneşinin yeryüzünü aydınlattığı o günlerden, zulmün yeryüzünü kararttığı bu günlere bir meseldir Endülüs...
İki şiir ile dile getirilmiş Endülüs. Gündelik kaygılarla sonsuz olanı kavramaktan aciz bizler için bir uyanış olması dileğiyle...
Arzolunur...
Önden Giden Atlılar - Osman Sarı
ENDÜLÜS MERSİYESİ - ENDÜLÜSE AĞIT.
Çıkan iner,'kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu. Niçin bunca gurur maldan, mülkten, addan sandan insanoğlu.
Oluşta ne var ki olduğu gibi dursun, hiç değişmesin. Sen de gök gibisin, bir gün masmavi güneşlik, bir gün bulutlu.
Bu dünya kime kalmış, yaramış ki kalsın yarasın sana da. Yok hiçbir çizgisinde bu yeryüzünün ölmezlik rengi ve ölmezlik , kokusu.
Zaman değişmek bilmez kesin ölçülü ve hükümlüdür : Geri döner, paralar sahibinin zırhını, kılıçlar ve kargılar iIeri doğru işlemez oldu mu.
Zaman bu, ona ne kılınç kını dayanır, ne meşhur kaleleri sultanların.
Kınlar eskir, kaleler çürür, o kaleler dünyanın en sarp yurdu Gımdan olsa da; Gımdan, şahin bakışlı ve kartal duruşlu.
Nerede, de bana, o taçlı hükümdarları Yemen'in? De bana, onların taçlar içinde bile taç olan taçları ne oldu?
Şeddad'ın cennet diyerek kurduğu saraylar ülkesi İrem, Sasanilerin ebedî sanılan devleti ne oldu?
Altınları yığdı yığdı da bir dağ yaptı Karun, hani o dağ? Hani Âd, hani Adnan, hani Kahtan, dünya nimetlerinin köpüren yurdu?
Reddi mümkün olmayan bir hâle uğradılar. ' Bir masal oldu onlar. Bir varmış bir yokmuş. Bir toz toprak bulutu.
O taçlar, o devletler, o mülkler saltanatlar, bir rüyadır' artık. Her biri, hayalden geçen gölge gibi, zamandan geçip durdu.
Gün oldu, zaman denen yaman er, sağa döndü Dara'yı uçurdu bir vuruşta ;
Sola döndü Kisrayı. Kisrayı ne takı, ne sarayı kurtarabildi, korudu.
Saltanatının yeller esti yerinde yellere hükmeden Süleymanın; Şiddetinden ötürü Sâb denen Münzirse, don vurmuş ağaçlayın kurudu.
Zamanın fâciaları çeşit çeşit türlü türlüdür : O ne zengin fâcia bezirgânı! İki burçlu bir kaleyse o, sevinç bir burcu, hüzün bir burcu.
Her fâciayı unutmak mümkün, olup biten bütün bunları unutmak olabilir. Ama İslâmın başına geleni avutacak ne bir neşe olabilir, ne unutturacak bir korku.
Endülüse öyle bir felâket çöktü ki, yok bir eşi. Dehşetinden Medine'de Uhud, Neciddeki Şehlan dağları yerinden oynadı, bir deprem ki yer yarıldı arz boyu.
Ah! Yarımadada İslâma göz değdi. Yağdı belâ yağmur gibi. Şimdi o canım Endülüs şehirlerinde, İslâmın ne namı var ne nişanı! ; sanki hiç olmamıştı, sanki baştanberi yoktu.
Belensiyeye bir sor, Mursiyenin hali nicedir? Şatibenin başına gelenler? Ceyyan ne oldu?
Toprağı buram buram bilgi tüten Kurtuba. Bilginlerinin adı ta u2aklarda çınlayan Kurtubaya ne oldu?
Nerede Hıms'ın o ışıklı, o aydınlık bahçeleri, güneşi tazeleyen bahçeleri. Tükendi mi çılgın çılgın akan şeker gibi tatlı nehirlerinin suyu?
Endülüs binasının temelinde birer köşe taşıydı bunlar. Bu güzelim vatan köşeleri kül haline geldikten sonra yaşamak boşun boşu, insan yaşamaya ne borçlu?
Yüce Şeriat, yârinden ayrılmış bir genç gibi. Güçlü bir genç gibi, sessiz fakat gözünde gözyaşı dolu.
İslâmdan boşalıp inkâr karanlığıyla dolan Endülüs için, Ulu Şeriat, karalar bağladı, gece gündüz yas tuttu.
Cami kilisedir artık, hilâl yerine haç asılı. Nur yüzlü ezan yerine, bitmeyen bir çan sesi, bir baykuş uğultusu...
Mihraplar ki taştandır, minberler ki ağaçtan, Canlı cansız ne varsa bu hâle inledi durdu.
Ey ibret dolu geçmişten ibret alacak yerde, günübirlik işlere dedikodulara batmış kişi! Sen uyu bakalım; ama zaman için ne demek dinlenmek, ne demek uyku!
Ey göğsünü gererek "benim ülkem, saltanatım" diyen, kurumundan geçilmiyenler! Siz Hıms'ı gördünüz mü? Hıms'tan sonra hangi vatan verir insana vatan fikrini, duygusunu?
Endülüsün başına gelen felâket tarihin bütün felâketlerini unutturdu; Ama dünya durdukça unutulmayacak, yâd edilecek bir felâkettir bu!
Ve siz ey yarış yerlerinde şahin gibi uçan. Yay gibi gergin arap atlarının üstüne kurulu
Süvariler! Ve siz savaşın karanlığı toz dumanı içinde Pırıl pırıl kılıçlarını savuran kahramanlar ordusu!
Ve hele siz denizaşırı ülkelerde, bin nimet içinde, Saltanat içinde muhteşem bir hayat sürenler; bir hayat kesiksiz bir ömür boyu!
Endülüsten, Endülüsün zavallı halkından var mı haberiniz? Her yer, onların felâketini duydu, sizin kulağınız sağır, gözünüz kör, kalpleriniz mefluç mu?
Ölen asker, esir kadın, ufuklara bakıp bizden İmdad ummuş beklemişti, son ana dek. Hiç düşündünüz mü bunu?
Onların sesi, insan olanın yüreğini eritirken, Siz müslümanlar, onların kardeşi, kayıtsız, halinden memnun ve haz maymunu !
Yürekli, utanan, alçalmaktan korkan, kardeş için can veren kimse kalmadı mı yeryüzünde? Hakkın yardımcısı, hak peşinden giden, kendini hakka adamış tek kişi yok mu?
Dünyanın efendisiydi bu millet, şimdi dünyanın kölesi. Neler çekiyorlar? Yüzleri bile tanınmaz hâle geldi. Yarabbi ne kaderdir bu!
Kendi yurtlarında bey idiler, şimdi küfr ülkesinde uşak. Ululuğun doruğundan eziliş uçurumuna yuvarlanan bu halka acıyan yok mu?
Alçalışın örtüsü kalın bir gece gibi sarmış dört yanlarını. Başsız, şaşkın, olup bitene hayrette, gözleri büyümüş, bakışları korkulu.
Sen de şahit olsaydın benim gibi onların . Yurtlarından koparılıp satılışlarına pazarda, ey Tanrı kulu.
O hıçkırıklar senin de aklını komazdı yerinde benim gibi. Canı vücuttan çeker gibi ayırdılar anadan yavrusunu.
Ya o kızlar ki, yakuttan ve mercandan dökülmüşlerdi sanki. Ve sabah bir dağ ucundan yeni çıkan bir güneşin masumluğu
İçindeki o Meryem yüzlü kızları da saçlarından sürükleyip götürdüler:
Kirli yataklarına. Haykırışları yırttı gökleri. Yürekleri parça parça, babalarsa kan kustu.
Daha ne anlatayım, yüreklerin erimesi için bir, tanesi yeter anlattıklarımın :
Eğer o yüreklerde İslâmdan ve imandan bir eser varsa elbet ey Allah dostu !